Feyzullah Koç-Son Nefes
Kazandığın mallar hep miras kalır, Bülbül gibi öten dilin kapanır kalır,
Dahi bir salat u selam veremezsin.
Oğlun, kızın feryad edip ağlarlar, Ayrılık ateşiyle ciğer dağlarlar,
Gözün yumar, çeneni bağlarlar, Eşini, dostunu göremezsin.
Heves etme bu hayırsız yapıya, Zeval yakın gün dikildi tepeye,
Dört kişiyle çıkarırlar kapıya, Bir daha evine giremezsin.
Dinle sana bir bir verem hesabın, Bu fani dünyanın anla harabın,
Hemen bir kazan su, bir kalıp sabun, Onu da bir tamam süremezsin.
Düşün bir kere karalı yazın var, Bir fayda yok nice oğlun, kızın var,
Eğer bulunursa bir top bezin var, Üç kattan ziyade saramazsın.
Kerem eyle düşme nefsin peşine, Kul olanın neler gelir başına,
Uzatırlar musallanın taşına, Yolların sarp varamazsın.
Kara yerden sana bir ev kazarlar, Bir set edip defterin bozarlar,
Üzerine beş ten kerpiç dizerler, Sağına, soluna dönemezsin.
İki melek gelir sual sormaya, Amelin var mıdır cevap vermeye?
Hazırlanır topuz ile vurmaya, Yakanı elinden alamazsın.
“Cihanı bir hikmet üzere yaratan Allah (Azze ve Celle) her canlının hayatına bir hudut koymuştur. Hayatı ve ölümü yaratan O’dur. Hiçbir canlı yoktur ki ölüm gelip onu bulmasın. Hiçbir selvi yoktur ki ecel baltası onun can damarını koparmasın. Bu âlemde kabir balığı nice Yunusları yutmuş ve nice ince sultanları tahtından kara toprağa indirmiştir. Ölümü yenecek hiçbir pehlivan da yaratılmamıştır. Hayat defterini yazan kalemle ‘Her can ölümü tadıcıdır’ fermanı yazılmış…”
Ölümden ürkmek, kaçmak değil; ona hazır olamamaktan korkmak lazımdır. Bir gelin nasıl eri için hazırlanırsa, mümin de ölüm için hazır olmalıdır.
Allah’ın Aziz Peygamberi (Aleyhissalatu Ve Sellem) buyuruyorlar ki: “Müminin hediyesi ölümdür.”
Yani dünya müminin tutuklu bulunduğu bir yerdir. Burada ömür boyunca nefsiyle mücadele, şeytanın oklarına karşı savunma halindedir. İki büyük düşmanın elinden çekmediği kalmamıştır. Ölüm ise bütün bu sıkıntılardan kurtuluştur. Kurtulmak, azad olmak ise kendi hakkında bir hediyedir. Allah dostlarının ölümü yar ile bayram etmek olarak kabul etmelerinin hikmeti de budur.
Artık dünyadaki zindan hayatı bitmiş, ruh Rabbine dönmüştür. Bu saadet gerçek müminler içindir.
Kur’an-ı Kerim Lokman Suresi ayet 34’te mealen buyuruyor ki Hazreti Allah:
“Hiçbir kimse yarın ne kazanacağını, hiçbir nefis nerede öleceğini bilmez.”
“Ölümü hatırlamak sadakadır” buyuruyor Hazreti Resulullah.
“Ölüm her Müslümana kefarettir” buyuruyor Efendimiz.
“Müminin armağanı, hediyesi ölümdür” buyuruyor Hazreti Resulullah.
Aman kardeş… Aman can… Senden ricam, senden ricam ölümden bahsetmekten korkma, hemen orada ölüm bahsediliyor diye ölüm gelivermez. Onlara nasihat ve vasiyet et ki sakın öyle cenazelerde feryat figan koparmasınlar. Hakk’ın emrine razı olsunlar. İçlerinden sessiz, sedasız ağlasınlar…
Unutma! Ey insan… Bir gün unutanların unuttuklarından bir unutulmuş olacağını unutma!
Unutma ki pek yakında ölüm gelecek. Senin de kapını tıklatacak. Belki bazı belirtilerle sezdirecek gelişini ve belki de ansızın beliriverecek karşında. Gecenin bir vaktinde ya da gündüzün bitip tükenmez uğraşlarıyla boğuşurken karşına gelecek ölüm meleği.
Son kez açacaksın gözlerini. Şunu bil ki o mutlaka bir gün gelecek. Ve bu geliş senin umduğun kadar pek de uzak olmayacak. Çünkü gelecek olan her şey gelecektir. Ve bütün gelecek olanlar da yakındır.
Düşün… Düşün can! Sen yerinde durağan değilsin, zaman su gibi akıp gitmekte. Ve bu akış her saniye seni bulunduğun noktadan ileri taşımakta, gelecek olana yaklaştırmakta. Çocukluktan gençliğe, gençlikten olgunluğa, olgunluktan ihtiyarlığa hızla giden bir yolcusun sen. Bu evlerin hiçbirinde kalıcı değilsin. Sen sayısı bilinmeyen canlı nefeslerin hızla tükenmekte senin.
“Mezarlarında susarken dilsizler, dudaksızlar; üzerlerinde ot biter, kuş öter, arı vızlar” diyor üstat, uyanık ol. Etrafındaki akışa dikkatlice bir bak. Bu akış kâinatın seyridir can dost.
Bak… Unutma ki burada bir sınavdan geçmektesin. Ve senin sınavını bitiren son zil çaldığı gün seçtiğin şıkların puanlamasını karşında bulacaksın. Sorular çok önemli değil, önemli olan vereceğin cevaplar. Hiçbir cevabı şansa bırakma. Ve bunu da sonra yaparım diye ihmal etme. Çünkü kâğıdı ne kalemi, ne zaman teslim edeceğini bilmiyorsun. Sınavı bitirmek senin elinde değil. Üstelik sözlü ve yazılı bütün davranışların, düşüncelerin değerlendirilmeye alınacak. Bunu unutma can dost!
Unutma ki her gün onlarcasını görebileceğin, ölenlerle gözyaşlarına boğulan onların yakınları da senin gibi insanlardı. Onlar da ölümün soğuk adını anmaktan çekiniyorlardı. Onun kendilerine bu kadar yakın olduğunu zannetmezlerdi. Bir yakınlarını kaybetmekten korkarlardı. Ama görüyorsun; işte bir ölü, dört kişinin omzunda tahta ata binmiş gidiyor. Yakınları, sevenleri, yavruları ardından ağlıyor. Sadece ağlıyor… Bundan başka yapabilecekleri bir şey yok!
Düşün ki bir gün sen de öleceksin. Bütün sevdiklerin seni yalnız bırakacak. Bir metrelik toprak evinde herkesten, her şeyden ayrı kalacaksın. Sadece yapıp ettiklerinle baş başa kalacaksın.
Unutma! Şu fani dünyadaki tercihlerinle ebedi bir yurdu kazanmak ya da kaybetmek şimdi senin elinde. Hele bir düşün; elindeki fırsatın büyüklüğünü… Cennet, cehennem… “Dediler cehennemde odun bulunmaz, yolcu yakacağını kendi götürür. Anladım ki cennete giden de buradan gülünü, zambağını kendi götürür.”
Ey insan! Değişmez gerçek işte bu! O davetsiz misafir hiç beklemediğin bir vakitte, hiç ummadığın bir şekilde karşına çıkacak! Ve sen onun seni çekip götürmesine itiraz edemeyeceksin.
Sakın ola ki beni yanlış anlayıp da ölüm korkusuna kapılma. Çünkü ölümden korkulacak bir şey değil ölüm. Ve korkunun ecele faydası yok. Yapman gereken her an ölüme hazır olmak, günahlar içinde ona yakalanmamaktır can. Sayılı nefesleri isyan bataklığında heder etmemek… Ve benim seni defalarca düşünmeye, unutmamaya davet etmem; içinde bulunduğun sınavın ciddiyetini hatırlatmak içindir canlar.
Önemli olan her işin, her düşüncenin kerhanesine yazılabilecek kıvamda ve kıymette olmasıdır. Düşün ki… Şöyle bir düşün can! Sevdiklerinin üzerine bir kürek toprak atmak için yarıştığı bir gün; kabrin ya cennet bahçelerinden bahçe ya da cehennem çukurlarından bir çukur olacak!
O halde hemen şimdi, bugünden tezi yok, şimdiye kadar yaptıklarını, yapmadıklarını bir kenara bırak! Hiç değilse bundan sonra bir şeyler yapmaya bak. Ve sakın ola ki kabrin cehennem çukurlarından bir çukur olmasın. Her insan kendi ışığıyla varacak o çukura, unutma.
Ey insan! Durgunluk nedir bilmeyen hayat piyasasında sürekli alışveriş içindesin. Ticaretinde zarar etmemeye bak. Buluğ çağından ölümüne kadar sürecek olan bütün davranışlarından sorumlu tutulacağın bir sınavda hata yapmamaya özen göster. Sınavda seçtiğin her şık, seçeneklerin en doğrusu mu? Bundan emin olmalısın. Sözünü ettiğim ticarette risk almaya gelmez. Bu sonsuzluk ticaretinde uğrayabileceğin hüsranın ebedi ve geri dönüşsüz olduğunu unutmayasın. Hiçbir kıymet öylesine sonsuz bir kaybı göze almaya değmez.
“Kim bilir ilk yağmur damlası düştü, Kuru yapraklarına güzün. Ardından kış, kıyamet, dert, hüzün… Alın yazısı hepsi kısmet, Ha yazı, ha kışı, gecesiyle gündüzün. Kim bilir kaç günü kaldı ömrümüzün…”
Şu dünya ticaretinde sana cazip gelen %100 ve hatta %1000 ne demek hiç düşündün mü? Bu yaldızlı sözlerin birer aldatmaca olduğunu artık anla. Büyüttüğün %100, bir metanın ikiye katlanmasıdır.
Haydi can, ölüm var! Necip Fazıl üstadın dediği gibi:
“İlaç yarım şişede, Koltuk mahzun köşede, Ev halkı telaşede, Ölü yerde soğuk soğuk…”
Şunu bil ki senaryoda sözleri, davranışları boş bırakılmış tek kişilik bir filmin başrol oyuncususun. Omuzlarında taşıdığın iki kameraman hayatını filme alıyor. Bugünkü yaptıkların yarın dev bir ekrana yansıyacak. İşte o zaman “Aman Allah’ım! Bunlar da her şeyi kayda almışlar” diye hayıflanmayasın ha dost! O filmi bütün insanlık izleyecek. Rolünü ona göre oyna. Yaptığın hiçbir şey gizli kalmayacak. Ve rol aldığın sahnelerin hepsi birer gerçek, prova değil! Hiçbir sahneyi yeniden canlandırma şansın yok. Bunu unutma.
Oynadığın gerçek hayat filmindeki rolünü ciddi olarak düşünmeye çağırıyorum seni. Bu senin hayatın… Senin rolün… Öldüğün günü bir düşün can! Ortada duran cenaze sensin. İşte o gün orada, o anda senin için hayat bitti. Canlı, cansız bütün sevdiklerin, yavruların, eşin dostun her şey seni bıraktı.
Yakınların seni gideceğin yere hazırlamanın telaşı ile aralarından uçup gitmiş olmanın şaşkınlığını yaşamakta. Düşün ki seni elbiselerinden soymuşlar. Sevdiğin bütün giysilerin artık birer ölü elbisesi olmuş. Şuna buna verilecek. Senden bir koku sinmiş diye saklanacak. Değerli takıların, yüzüklerin parmaklarından alınacak. Akıp giden zamanı gösteren saatin kolundan çıkarılacak. Oysa zaman yine akıp gitmekte ama sensiz… Saatin akrebi, yelkovanı yine belirli vakitleri göstermekte ama artık sana değil. Senin görmeyeceğin zamanlara tırmanıyor saatin…
“Ticaretin tüm ziyan diye bir ses rüyada, Mezarına birlikte girecek şeyi kazan. Seni gözleyen eşya, bitpazarı dünyada; Patiska kefen, çürük teneşir, isli kazan…” diyor üstat Necip Fazıl.
Çok sevdiğin kimi eşyaların, uğruna nice fedakârlıklara katlandığın evin, araban, mülkün artık birer tereke. Onlar başkalarına, hesabını vermek sana düşecek. Eşin dul, yavruların yetim kalacak. Düşün ki artık akşam senin eve gelmen beklenmeyecek. Sofralar sensiz kurulacak. Sevdiklerin doğan her günü sensiz karşılamaya, alışmanın çabasına girecekler. Sıkça tekrarladıkları söz “Ölenle ölünmez ki” olacak.
Artık sen, adın anıldıkça dostlarının boğazlarına takılan bir ilmek, yanaklarına süzülen birkaç damla yaş olacaksın sadece. Duvarlara sinen kokun, elbiselerinde kalan terin uçup gidecek. Sesinin tınısı unutulacak. Boyun, endamın, yüz hatların, gözlerin unutulacak. Anma toplantıları düzenlenecek senin için. Filancaların filancası sene-i devriyesinde ölen bir yakın olacaksın sadece…
“Minarede ölü var diye bir acı sala, Er kişi niyetine saf saf namaz ne ala. Böyledir de ölüme kimse inanmaz hala, Ne tabutu taşıyan ne de toprağı kazan…” diyor Necip Fazıl Kısakürek.
Sensiz zamanlarda koşan saatin, sensiz yıllara tırmanmaktan yorulup eskiyince atılacak. Dağıtılan kıymetli elbiselerin yıpranacak, paspas yapılacak. Malın, mülkün el değiştirecek. Hep gözüne bakan yakınların, eşin, yavruların farklı yerlere dağılacak. Çünkü artık sen yoksun. Senin gözlerin yok… Varlığın tozlu albümlerin arasında…
Feyzullah Koç
Sitemizde sanatçıya ait toplam 50 eser bulunmaktadır. Sanatçının sayfasına gitmek için tıklayın.


Yorumlar
Henüz yorum yapılmamış.