İlahi arişivimize hoşgeldiniz...

Abdullah Tamamlar-Şehit Çocuk

“O gün her zamanki gibi güneşini yitirmiş ve akşamına ermiş bir gündü. Günlük yaşamın hengâmesi yine son bulmuş ve sıra akşam saatlerinin o arındıran sessizliğinde dinlenmeye gelmişti.
Sıcak bir çayı yudumlarken muhabbet koyulaşacaktı. Kimi bir günü bir gül misali nasıl tüketebileceğini konuşacaktı; kimi yalnızlığın ne yaman bir acı olduğundan bahsedecekti ya da unutulup giden bir hikmet pırıltısından coşkuyla dile gelecekti. Avucumda hissettiğim çay bardağının sıcaklığını sohbetin verdiği keyifle bir de yüreğimde hissedecektim ki birden soğuk bir sesin kulaklarımı tırmaladığını fark ettim. Bu ses yanı başımızda duran beyaz camdan geliyordu. Bir televizyon kanalının ana haber bülteni sunucusuna ait bu baritonik ses, o gün yaşanmış bir dramdan haber veriyordu.”
“Gazze’de, Filistin’de İsrail askerleri masum bir çocuğu babasının kucağında katletti. Şimdi bugün yaşanan bu olayın saniye saniye görüntüleri geliyor ekranlarınıza. İşte görüntüler…”
“Hepimiz sanki bin yıllık heykeller gibi donmuş, bu görüntülerin dehşetini yaşıyorduk. Bir baba can havli çığlıkları içinde kendinin ve oğlunun canına kasteden kahpe kurşunlara hedef olmamak için çırpınıyordu. Küçük Muhammed bir varilin ardında, babasının kucağında minik kalbinin kaldırabileceğinden fazla bir korkuyla ağlıyordu. Babası, evladının acı içinde kendisine sığınışı karşısında çaresiz ve haykırışlar içinde: ‘Ne olur ateş etmeyin, çocuk var! Çocuk var!’
Merhametin olmadığı yerde insan yoktur. İşte bu karelerde merhamet yoktu. İnsan yoktu. Çünkü insan ve insanlık yok ediliyordu. Dakikalarca süren kurşun yağmuru sonunda minik Muhammed’i can evinden vurmayı başardılar.
Babasının çığlıkları bir ağıda dönüştü ve gözyaşları Muhammed’çiğin saçlarını ıslattı. Baba çırpınmayı bırakmış, oğlunun saçlarını şefkatle okşuyor ve ağlıyordu. Ve halen ardına sındıkları varilin yanından ayrılamıyordu. Merhameti, şefkati, dahası insanı ve insanlığı yok eden İsrail askerleri sonunda bir Filistin’li yavrunun daha kanını sokağa dökmüştü.
Tekrar tekrar yayınlanan görüntülerle sona eren haberlerden sonra bir anda ellerimdeki sızıyı hissettim. İzlediklerim benim de kalbimdeki merhameti söküp almıştı. Ve ellerimi farkında olmadan yumruk yapmış, acıyı hissedinceye kadar sıkmıştım. Babam ellerini yüzüne kapatmış ağlıyordu. Annem eyvahlar içindeydi ve artık akşamın karanlığına hüzün hâkimdi.
O akşam o görüntüler gözlerimin önünden gitmedi. Ve ben o akşam defalarca babasının kucağında küçük Muhammed oldum ve ağladım. Defalarca küçük Muhammed’in babası oldum ve çaresiz kaldım. Ben Muhammed’im, Muhammed benim.”
Yüzüm döküldü eski mektuplardan bir göz alımı düştüm dünyaya
Korktum, gözyaşına boğuldum efendim bir ninninin [ninnin] peşinden çıktım evden
Ev, yani dışarısı korkunç bir küre
Ben Muhammed’im, Muhammed benim
Uzak dur gövdemden dedim kurşuna
Okşadı kalbimi gün ortasında
Kırarak yüreğimi büyüttü hüznü
Genişletti içimdeki kara deliği
Hedefe erdi kurşun, öldürdü beni
İsyan büyütüyor kalbim, dinleyin
İşgal edilmiş bir kentte haykırıyorum
Anne ben yenilmedim, kirli suyu içmedim
Bakın gözlerime, kocaman gözlerime
Umut damla damla akıyor efendim
İşte ölen benim, ölen Filistin
Ben Muhammed’im, Muhammed benim
Ertelenmiş mutluluğun çocuğu
Saklandım, kurşun buldu beni
Ayağıma değdi önce soğuk nefesi
Karnıma, omzuma, daha sonra da…
Dört kurşun var içimde ben Muhammed’im
Nereden geldi bu bela başımıza efendim?
Ben Muhammed’im, Muhammed benim
Kelimelerde yaşayan bir ülkenin çocuğu”

Yorumlar

Henüz yorum yapılmamış.