ilahi sözleri sitemize hoşgeldiniz
Beğen 0

19.Cüz-Ahmet El Acemi

19.CÜZ
25-FURKAN SURESİ
Bismillahirrahmanirrahim
12. İza raethüm mim mekanim beıydin semiu leha teğayyuzav ve zefıra
13. Ve iza ülku minha mekanen dayyikam mükarranıne deav hünalike sübura
14. La ted’ul yevme süburav vahıdev ved’u süburan kesıra
15. Kul e zalike hayrun em cennetül huldilletı vüıdel müttekun kanet lehüm cezaev ve mesıyra
16. Lehüm fıha ma yeşaune halidın kane ala rabbike va’dem mes’ula
17. Ve yemve yahşüruhüm ve ma ya’büdune min dunillahi fe yekulü e entüm adleltüm ıbadı haülai em hüm dallüs sebıl
18. Kalu sübhaneke ma kane yembeğıy lena en nettehıze min dunike min evliyae ve lakim metta’tehüm ve abaehüm hatta nesüz zikr ve kanu kavmen bura
19. Fe kad kezzebuküm bima tekulune fe ma testetıy’une sarfev ve la nasra ve mey yazlim minküm nüzıkhü azaben kebıra
20. Ve ma erselna kableke minel murselıne illa innehüm le ye’külunet taame ve yemşune fil esvak ve cealna ba’daküm li ba’dın fitneh e tasbirun ve kane rabbüke besıyra
21. Ve kalellezıne la yercune likaena lev la ünzile aleynel melaiketü ev nera rabbena le kadistekberu fı enfüsihim ve atev utüvven kebıra
22. Yevme yeravnel melaikete la büşra yevmeizil lil mücrimıne ve yekulune hıcram mahcura
23. Ve kadimna ila ma amilu min amelin fe cealnahü hebaem mensura
24. Ashabül cenneti yemeizin hayrum müstekarrav ve ahsenü mekıyla
25. Ve yevme teşekkakus semaü bil ğamami ve nüzzilel melaiketü tenzıla
26. Elmülkü yevmeizinil hakku lir rahman ve kane yevmen alel kafirıne asıra
27. Ve yevme yeadduz zalimü ala yedeyhi yekulü ya leytenit tehaztü mear rasuli sebıla
28. Ya veyleta leytenı lem ettehız fülanen halıla
29. Le kad edallenı aniz zikri ba’de iz caenı ve kaneş şeytanü lil insani hazula
30. Ve kaler rasulü ya rabbi inne kavmit tehazu hazel kur’ane mehcura
31. Ve kezalike cealna li külli nebiyyin adüvvem minel mücrimın ve kefa bi rabbike hadiyev ve nesıyra
32. Ve kalellezıne keferu lev la nüzzile aleyhil kur’anü cümletev vahıdeh kezalike li nüsebbite bihı füadeke ve rattelnahü tertıla
33. Ve la ye’tuneke bi meselin illa ci’nake bil hakkı ve ahsene tefsıra
34. Ellezıne yuhşerune ala vücuhihim ila cehenneme ülaike şerrum mekanev ve edallü sebıla
35. Ve le kad ateyna musel kitabe ve cealna meahu ehahü harune vezıra
36. Fe kulnezheba ilel kavmillezıne kezzebu bi ayatina fe demmernahüm tedmıra
37. Ve kavme nuhıl lemma kezzebür rusüle ağraknahüm ve cealnahüm lin nasi ayeh ve a’tedna liz zalimıne azaben elıma
38. Ve adev ve semude ve ashaber rassi ve kurunem beyne zalike kesıra
39. Ve küllen darabna lehül emsale ve küllen tebberna tetbıra
40. Ve le kad etev alel karyetilletı ümtırat metaras se’ e fe lem yekunu yeravneha bel kanu la yercune nüşura
41. Ve iza raevke iy yettehızuneke illa hüzüva e hazellezı beasellahü rasula
42. İn kade le yüdıllüna an alihetina lev la en saberna aleyha ve sevfe ya’lemune hıyne yeravnel azabe men edallü sebıla
43. E raeyte menit tehaze ilahehu hevah e fe ente tekunü aleyhi vekıla
44. Em tahsebü enne ekserahüm yesmeune ev ya’kılun in hüm illa kel en’ami bel hüm edallü sebıla
45. E lem tera ila rabbike keyfe meddez zıll ve lev şae le cealehu sakina sümme cealneş şemse aleyhi delıla
46. Sümme kabadnahü ileyna kabday yesıra
47. Ve hüvellezı ceale lekümül leyle libasev ven nevme sübatev ve cealen nehar nüşura
48. Ve hüvellezı erseler riyaha büşram beyne yedey rahmetih ve enzelna menis semai maen tahura
49. Li nuhyiye bihı beldetem meytev ve nüskıyehu mimma halakna en’amev ve enasiyye kesıra
50. Ve le kad sarrafnahü beynehüm li yezzekkeru fe eba ekserun nasi illa küfura
51. Ve lev şi’na le beasna fı külli karyetin nezıra
52. Fe la tütııl kafirıne ve cahıdhüm bihı cihaden kebıra
53. Ve hüvellezı meracel bahreyni haza azbün füratüv ve haza milhun ücac ve ceale beynehüma berzehav ve hıcram mahcura
54. Ve hüvellezı haleka minel mai beşeran fe cealehu nesebev ve sıhra ve kane rabbüke kadıra
55. Ve ya’büdune min dunillahi ma la yenfeuhüm ve la yedurruhüm ve kanel kafiru ala rabbihi zahıra
56. Ve ma erselnake illa mübeşşirav ve nezıra
57. Kul ma es’elüküm aleyhi min ecrin illa men şae ey yettehıze ila rabbihı sebıla
58. Ve tevekkel alel hayyillezı la yemutü ve sebbıh bi hamdih ve kefa bihı bi zünubi ıbadihı habıra
59. Ellezı halekas semavati vel erda ve ma beynehüma fı sitteti eyyamin sümmesteva alel arşir rahmanü fes’el bihı habıra
60. Ve iza kıyle lehümüscüdu lir rahmani kalu ve mer rahmanü e nescüdü li ma te’müruna ve zadehüm nüfura
61. Tebarakellezı ceale fis semai bürucev ve ceale fıha siracev ve kameram münıra
62. Ve hüvellezı cealel leyle ven nehara hılfetel li men erade ey yezzekkera ev erade şükura
63. Ve ıbadür rahmanillezıne yemşune alel erdı hevnev ve iza hatabehümül cahilune kalu selama
64. Vellezıne yebıtune li rabbihim süccedev ve kıyama
65. Vellezıne yekulune rabbenasrif anna azabe cehenneme inne azabeha kane ğaram
66. İnneha saet müstekarrav ve mükama
67. Vellezıne iza enfeku lem yüsrifu ve lem yaktüru ve kane beyne zalike kavama (60. Ayet secde ayetidir.)
68. Vellezıne la yed’une meallahi ilahen ahara ve la yaktülunen nefselletı harramellahü illa bil hakkı ve la yeznun ve mey yef’al zalike yelka esama
69. Yüdaaf lehül azabü yevmel kıyameti ve yahlüd fıhı mühana
70. İlla men tabe ve amene ve amile amelen salihan fe ülaike yübeddilüllahü seyyiatihim hasenat ve kanellahü ğafurar rahıyma
71. Ve men tabe ve amile salihan fe innehu yetubü ilellahi metaba
72. Vellezıne la yeşhedunez zura ve iza merru bil lağvi merru kiram
73. Vellezine iza zükkiru bi ayati rabbihim lem yehırru aleyha summev ve umyana
74. Vellezıne yekulune rabbena heb lena min ezvacina va zürriyyatina kurrate a’yüniv vec’alna lil müttekıyne imama
75. Ülaike yüczevnel ğurfete bi ma saberu ve yülekkavne fıha tehıyyetev ve selam
76. Halidıne fıha hasünet müstekarrav ve mükama
77. Kul ma ya’beü bi küm rabbı lev la düaüküm fe kad kezzebtüm fe sevfe yekunü lizama
26-ŞUARA SURESİ
Bismillahirrahmanirrahim
1. Ta sım mım
2. Tilke ayatül kitabil mübın
3. Lealleke banıun nefseke ella yekunu mü’minın
4. İn neşe’ nünezzil aleyhim mines semai ayeten fe zallet a’nakuhüm leha hadııyn
5. Ve ma ye’tıhim min zikrim miner rahmani muhdesin illa kanu anhü mu’ridıyn
6. Fe kad kezzebu fe seye’tıhim embaü ma kanu bihı yestehziun
7. E ve lem yerav ilel erdı kem embetna fıha min külli zevcin kerım
8. İnne fı zalike le ayeh ve ma kane ekseruhüm mü’minın
9. Ve inne rabbeke le hüvel azızür rahıym
10. Ve iz nada rabbüke musa eni’til kavmez zalimın
11. Kavme fir’avn e la yettekun
12. Kale rabbi innı ehafü ey yükezzibun
13. Ve yedıyku sadrı ve la yentaliku lisanı fe ersil ila harun
14. Ve le hüm aleyye zembün fe ehafü ey yaktülun
15. Kale kella fezheba bi ayatina inna meaküm müstemiun
16. Fe’tiya fir’avne fe kula inna rasulü rabbil alemın
17. En ersil meana benı israiyl
18. Kale e lem nürabbike fına velıdev ve lebiste fına min umürike sinın
19. Ve fealte fa’letekelletı fealte ve ente minel kafirın
20. Kale fealtüha izev ve ene mined dallın
21. Fe ferartü minküm lemma hıftüküm fe vehebe lı rabbı hukmev ve cealenı minel murselın
22. Ve tilke nı’metün temünnüha aleyye en abbedte benı israıl
23. Kale fir’avnü ve ma rabbül alemın
24. Kale rabbüs semavati vel erdı ve ma beynehüma inküntüm mukının
25. Kale li men havlehu ela testemiun
26. Kale rabbüküm ve rabbü abaikümül evvelın
27. Kale inne rasulekümüllezı ürsile ileyküm le mecnun
28. Kale rabbül mesrikı vel mağribi ve ma beynehüma in küntüm ta’kılun
29. Kale leinittehazte ilahen ğayrı le ec’alenneke minel mescunın
30. Kale e ve lev ci’tüke bi şey’im mübın
31. Kale fe’ti bihı in künte mines sadikıyn
32. Fe elka asahü fe iza hiye sü’banüm mübın
33. Ve nezea yedehu fe iza hiye beydaü lin nazırın
34. Kale lil melei havlehu inne haza lesahırun alım
35. Yürıdü ey yuhriceküm min erdıküm bi sıhrihı fe maza te’mürun
36. Kalu ercih ve ehahü veb’as fil medaini haşirın
37. Ye’tuke bi külli sehharin alım
38. Fe cümias seharatü li mıkati yevmim ma’lun
39. Ve kıyle lin nasi hel entüm müctemiun
40. Leallena nettebius seharate in kanuhümül ğalibın
41. Fe lemma caes seharatü kalu li fir’avne einne lena le ecran in künna nahnül ğalibın
42. Kale neam ve inneküm izel le minel mükarrabın
43. Kale lehüm musa elku ma entüm mülkun
44. Fe elkav hıbalehüm ve ısıyyehüm ve kalu bi ızzeti fir’avne inna le nahnül ğalibun
45. Fe elka musa asahü fe iza hiye telkafü ma ye’fikun
46. Fe ülkıyes seharatü sacidın
47. Kalu amenna bi rabbil alemın
48. Rabbi musa ve harun
49. Kale amentüm lehu kable en azene leküm innehu le kebirukümüllezı allemekümüs sıhr fe le sevfe ta’lemun le ükattıanne eydiyeküm ve ercüleküm min hılafiv ve la üzallibenneküm ecmeıyn
50. Kalu la dayra inna ila rabbina münkalibun
51. İnna natmeu ey yağfira lena rabbüna hatayana en künna evvelel mü’minın
52. Ve evhayna ila musa en esri bi ıbadı inneküm müttebeun
53. Fe ersele fir’avnü fil medaini haşirın
54. İnne haülai le şirzimetün kalılun
55. Ve innehüm lena le ğaizun
56. Ve inna le cemıun hazirun
57. Fe ahracnahüm min cennativ ve uyun
58. Ve künuziv ve mekamin kerım
59. Kezalik ve evrasnaha benı israıl
60. Fe etbeuhüm müşrikıyn
61. Felemma terael cem’ani kale ashabü musa inna le müdrakun
62. Kale kella inne meıye rabbı seyehdın
63. Fe evhayna ila masa enıdrib bi asakel bahr fenfeleka fe kane küllü firkın ket tavdil azıym
64. Ve ezlefna semmel aharın
65. Ve enceyna musa ve mem meahu ecmeıyn
66. Sümme ağraknel aharın
67. İnne fı zalike le ayeh ve ma kane ekseruhüm mü’minın
68. Ve inne rabbeke le hüvel azızür rahıym
69. Vetlü aleyhim nebee ibrahım
70. İz kale li ebıhi ve kavmihı ma ta’büdun
71. Kalu na’büdü asnamen fe nezallü leha akifın
72. Kale hel yesmeuneküm iz ted’un
73. Ev yenfeuneküm ev yedurrun
74. Kalu bel vecedna abaena kezalike yef’alun
75. Kale e feraeytüm ma küntüm ta’büdun
76. Entüm ve abaükümül akdemun
77. Fe innehüm adüvvül lı illa rabbel alemın
78. Ellezı halekanı fe hüve yehdın
79. Vellezı hüve yut’ımünı ve yeskıyn
80. Ve iza merıdtü fe hüve yeşfın
81. Vellezı yümıtünı sümme yuhyın
82. Vellezı at’meu ey yağfira lı hatıy’etı yevmeddın
83. Rabbi heb lı hukmev ve elhıknı bis salihıyn
84. Vec’al lı lisane sıdkın fil ahırın
85. Vec’alnı miv veraseti cennetin neıym
86. Vağfir li ebı innehu kane mined dallın
87. Ve la tuhzinı yevme yüb’asun
88. Yevme la yenfeu malüv ve la benun
89. İlla men etellahe bi kalbin selim
90. Ve üzlifetil cennetü lil müttekıyn
91. Ve bürrizetil cehıymü li ğavın
92. Ve kıyle lehüm eyne ma küntüm ta’büdun
93. Min dunillah hel yensuruneküm ev yentesırun
94. Fe kübkibu fıhahüm vel ğavun
95. Ve cünudü iblıse ecmeun
96. Kalu ve hüm fıha yahtesımun
97. Tellahi in künna le fı dalalim mübın
98. İz nüsevvıküm bi rabbil alemın
99. Ve ma edalleha illel mücrimun
100. Fe ma lena min şafiıyn
101. Ve la sadıkın hamım
102. Fe lev enne lena kerraten fe nekune minel mü’minın
103. İnne fı zalike le ayeh ve ma kane ekseruhüm mü’minın
104. Ve inne rabbeke le hüvel azızür rahıym
105. Kezzebet kavmü nuhınil murselın
106. İz kale lehüm ehuhüm nuhun ela tettekun
107. İnni leküm rasulün emın
108. Fettekullahe ve etıy’un
109. Ve ma es’elüküm aleyhi min ecr in ecriye illa ala rabbil alemın
110. Fettekullahe ve etıy’un
111. Kalu enü’minü leke vettebeakel erzelun
112. Kale vema ılmı bima kanu ya’melun
113. İn hısabühüm illa ala rabbı lev teş’urun
114. Ve ma ene bi taridil mü’minın
115. İn ene illa nezırum mübın
116. Kalu le il lem tentehi ya nuhu le tekunenne minel mercumın
117. Kale rabbi inne kavmı kezzebun
118. Fettah beynı ve beynehüm fethav ve neccinı ve mem meıye minel mü’minın
119. Fe enceynahü ve mem meahu fil fülkil meşhun
120. Sümme ağrakna ba’dül bakıyn
121. İnne fı zalik le ayeh ve ma kane ekseruhüm mü’minın
122. Ve inne rabbeke le hüvel azızür rahıym
123. Kezzebet adünil murselın
124. İz kale lehüm ehuhüm hudün ela tettekun
125. İnnı leküm rasulün emın
126. Fettekullahe ve etıy’un
127. Ve ma es’elüküm aleyhi min ecr in ecriye illa ala rabbil alemın
128. E tebnune bi külli riy’ın ayeten ta’besun
129. Ve tettehızune mesanıa lealleküm tahlüdun
130. Ve iza betaştüm betaştüm cebbarın
131. Fettekullahe ve etıy’un
132. Vettekullezı emeddeküm bima ta’lemun
133. Emeddeküm bi en’amiv ve benın
134. Ve cennativ ve uyun
135. İnnı ehafü aleyküm azabe yevmin azıym
136. Kalu sevaün aleyna e veazte em lem teküm minel vaızıyn
137. İn haza illa hulükul evvelın
138. Ve ma nahnü bi müazzebın
139. Fe kezzebuhü fe ehleknahüm inne fı zalike le ayeh ve ma kane ekseruhüm mü’minın
140. Ve inne rabbeke le hüvel azızür rahıym
141. Kezzebet semudül murselın
142. İz kale lehüm ehuhüm salihun ela tettekun
143. İnnı leküm rasulün emın
144. Fettekullahe ve etıy’un
145. Ve ma es’elüküm aleyhi men ecr in ecriye illa ala rabbil alemın
146. E tütrakune fı ma hahüna aminın
147. Fı cennativ ve uyun
148. Ve züruıv ve nahlin tal’uha hedıym
149. Ve tenhıtune minel cibali büyuten farihın
150. Fettekullahe ve etıy’un
151. Ve la tütıy’u emral müsrifın
152. Ellezıne yüfsidune fil erdı ve la yuslihun
153. Kalu innema ente minel müsahharın
154. Ma ente illa beşerum mislüna fe’ti bi ayetin in künte mines sadikıyn
155. Kale hazihı nakatül leha şirbüv ve leküm şirbü yevmim ma’lum
156. Ve la temessuha bi suin fe ye’huzeküm azabü yevmin azıym
157. Fe akaruha fe asbehu nadimın
158. Fe ehazehümül azab inne fı zalike le ayeh ve ma kane ekseruhüm mü’minın
159. Ve inne rabbeke le hüvel azızür rahıym
160. Kezzebet kavmü lutınil murselun
161. İz kale lehüm ehuhüm lutun ela tettekun
162. İnnı leküm rasulün emın
163. Fettekullahe ve etıy’un
164. Ve es’elüküm aleyhi min ecr in ecriye illa ala rabbil alemın
165. E te’tunez zükrane minel alemın
166. Ve tezerune ma haleka leküm rabbüküm min ezvaciküm bel entüm kavmün adun
167. Kalu leil lem tentehi ya lutu le tekunenne minel muhracın
168. Kale innı li ameliküm minel kalın
169. Rabbi neccinı ve ehlı mimma ya’melun
170. Fe necceynahü ve ehlehu ecmeıyn
171. İlla acuzen fil ğabirın
172. Sümme demmernel aharın
173. Ve emtarna aleyhim metara fe sae metarul münzerın
174. İnne fı zalike le ayeh ve ma kane ekseruhüm mü’minın
175. Ve inne rabbeke le hüvel azızür rahıym
176. Kezzebe ashabül eyketil murselın
177. İz kale lehüm şüaybün ela tettekun
178. İnnı leküm rasulün emın
179. Fettekullahe ve etıy’un
180. Ve ma es’elüküm aleyhi min ecr in ecriye illa ala rabbil alemın
181. Evfül keyle ve la tekunu minel muhsirın
182. Vezinu bil kıstasil müstekıym
183. Ve la tebhasün nase eşyaehüm ve la ta’sev fil erdı müsidın
184. Vettekullezı halekaküm vel cibilletel evvelın
185. Kalu innema ente minel müsahharın
186. Ve ma ente illa beşerum mislüna ve in nezunnüke le minel kazibın
187. Fe eskıt aleyna kisefem mines semai in künte mines sadikıyn
188. Kale rabbı a’lemü bi ma ta’melun
189. Fe kezzebuhü fe ehazehüm azabü yevmiz zulleh innehu kane azabe yevmin azıym
190. İnne fı zalike le ayeh ve ma kane ekseruhüm mü’minın
191. Ve inne rabbeke le hüvel azızür rahıym
192. Ve innehu le tenzılü rabbil alemın
193. Nezele bihir ruhul emın
194. Ala kalbike li tekune minel münzirın
195. Bi lisanin arabiyyim mübın
196. Ve innehu lefı zübüril evvelın
197. E ve lem yekül lehüm ayeten ey ya’lemehu ulemaü benı israıl
198. Ve lev nezzelnahü ala ba’dıl a’cemın
199. Fe karaehu aleyhim ma kanu bihı mü’minın
200. Kezalike seleknahü fı kulubil mücrimın
201. La yü’minune bihı hatta yeravül azabel elım
202. Fe ye’tiyehüm bağtetev ve hüm la yeş’urun
203. Fe yekul hel nahnü münzarun
204. E fe bi azabina yesta’cilun
205. E feraeyte im metta’nahüm sinın
206. Sümme caehüm ma kun yuadun
207. Ma ağna anhüm ma kanu yümetteun
208. Ve ma ehlekna min karyetin illa leha münzirun
209. Zikra ve ma künna zalimın
210. Ve ma tenezzelet bihiş şeyatıyn
211. Ve ma yembeğıy lehüm ve ma yestetıy’un
212. İnnehüm anis sem’ı le ma’zulun
213. Fe la ted’u meallahi ilahen ahara fe tekune minel müazzebın
214. Ve enzir aşiratekel akrabın
215. Vahfıd cenahake li menit tebeake minel mü’minın
216. Fe in asavke fe kul innı berıüm mimma ta’melun
217. Ve tevekkel alel azızir rahıym
218. Ellezı yerake hıyne tekum
219. Ve tekallübeke fis sacidın
220. İnnehu hüves semıul alım
221. Hel ünebbiüküm ala men tenezzelüş şeyatıyn
222. Tenezzelü ala külli effakin esım
223. Yülkunes sem’a ve ekseruhüm kazibun
224. Veş şüaraü yettebiuhümül ğavun
225. E lem tera ennehüm fı külli vadiy yehımun
226. Ve ennehüm yekulune ma la yef’alun
227. İllellezıne amenu ve amilus salihati ve zekerullahe kesırav ventesaru mim ba’di ma zulimu ve seya’lemüllezıne zalemu eyye münkalebiy yenkalibun
27-NEML SURESİ
Bismillahirrahmanirrahim
1. Ta sın tilke ayatül kur’ani ve kitabim mübın
2. Hüdev ve büşra lil mü7minın
3. Ellezıne yükıymunes salate ve yü’tunez zekate ve hüm bil ahırati hüm yukınun
4. İnnellezıne la yü’minune bil ahırati zeyyenna lehüm a’malehüm fe hüm ya’mehun
5. Ulaikellezıne lehüm suül azabi ve hüm fil ahırati hümül ahserun
6. Ve inneke le tülekkal kur’ane mil ledün hakımin alım
7. İz kale musa li ehlihı innı anestü nara seatiküm minha bi haberin ev atıküm bi şihabin kabeşil lealleküm tastalun
8. Felemma caeha nudiye em burike men fin nari ve men havleha ve sübhanellahi rabbil alemın
9. Ya musa innehu enellahül azızül hakım
10. Ve elkı asak felemma raaha tehtezzü ke enneha cannüv vella müdbirav ve lem yüakkıb ya musa la tehaf innı la yehafü ledeyyel murselun
11. İlla men zaleme sümme beddele husnem ba’de suin fe innı ğafurur rahıym
12. Ve edhıl yedeke fı ceybike tahruc beydae min ğayri suin fı tis’ı ayatin ila fir’avne ve kavmih innehüm kanu kavmen fasikıyn
13. Felemma caethüm ayatüna mübsıraten kalu haza sıhrum mübın
14. Ve cehadu biha vesteykanetha enfüsühüm zulmev ve ulüvva fenzur keyfe kane akıbetül müfsidın
15. Ve le kad ateyna davede ve süleymane ılma ve kalel hamdü lillahillezı faddalena ala kesırim min ıbadihil mü’minın
16. Ve verise süleymanü davude ve kale ya eyyühen nasü ullimna mentıkat tayri ve utına min külli şey’ inne haza le hüvel fadlül mübın
17. Ve huşira li süleymane cünudühu minel cinni vel insi vet tayri fe hüm yuzeun
18. Hatta iza etev ala vadin nemli kalet nemletüy ya eyyühen nemlüdhulu mesakineküm la yahtımenneküm süleymanü ve cünudühu ve hüm la yeş’urun
19. Fe tebesseme dahıkem min kavliha ve kale rabbi evzı’nı en eşküra nı’metekelletı en’amte aleyye ve ala valideyye ve en a’mele salihan terdahü ve edhılnı bi rahmetike fı ıbadikes salihıyn
20. Ve tefekkadet tayra fe kale maliye le eral hüdhüde em kane minel ğaibın
21. Le üazzibennehu azaben şedıden ev le ezbehannehu ev le ye’tiyennı bi sultanim mübın
22. Fe mekese ğayra beıydin fe kale ehattü bi ma lem tühıt bihı ve ci’tüke min sebeim bi nebiy yekıyn
23. İnnı vecedtümraeten temlikühüm ve utiyet min külli şey’iv ve leha arşün azıym
24. Vecedtüha ve kavmeha yescüdune liş şemsi min dunillahi ve zeyyene lehümüş şeytanü a’malehüm fe saddehüm anis sebıli fehüm la yehtedun
25. Ella yescüdu lillahillezı yuhricül hab’e fis semavati vel erdı ve ya’lemü ma tuhfune ve ma tu’linun
26. Allahü la ilahe illa hüve rabbül arşil azıym
27. Kale senenzuru e sadakte em künte minel kazibın
28. İzheb bi kitabı haza fe elkıh ileyhim sümme tevelle anhüm fenzur maza yarciun
29. Kalet ya eyyühel meleü innı ülkıye ileyye kitabün kerım
30. İnnehu min süleymane ve innehu bismillahirrahmanirrahıym
31. Ella ta’lu aleyye ve’tunı müslimın
32. Kalet ya eyyühel meleü eftunı fı emrı ma küntü katıaten emrah hatta teşhedun
33. Kalu nahnü ülu kuvvetiv ve ülu be’sin şedıdiv vel emru ileyki fenzurı maza te’mürın
34. Kalet innel müluke iza dehalu karyeten efseduha ve cealu eızzete ehliha ezilleh ve kezalike yefalun
35. Ve innı mürsiletün ileyhim bi hedeyyetin fe nazıratüm bime yarciul mürselun(25. Ayet secde ayetidir.)
36. Felemma cae süleymane kale etümidduneni bi malin fema ataniyellahü hayrum mimma ataküm bel entüm bi hediyyetiküm tefrahun
37. İrcı’ileyhim fe lene’tiyennehüm bi cünudil la kıbele lehüm biha ve le nuhricennehüm minha ezilletev ve hüm sağırun
38. Kale ya eyyühel meleü eyyüküm ye’tını bi arşiha kable ey ye’tunı müslimın
39. Kale ıfrıtüm minel cinni ene atıke bihı kable en tekume mim mekamik ve innı aleyhi le kaviyyün emın
40. Kalellezı ındehu ılmüm minel kitabi ene atıke bihı kable ey yertedde ileyke tarfük felmma raahü müstekırran ındehu kale haza min fadli rabbı li yeblüvenı e eşküru em ekfür ve men şekera fe innema yeşküru li nefsih ve men kefera fe inne rabbı ğaniyyün kerım
41. Kale nekkiru leha arşeha nenzur e tehtedı em tekunü minellezıne la yehtedun
42. Felemma caet kıyle e hakeza arşük kalet keennehu hu ve utınel ılme min kabliha ve künna müslimın
43. Ve saddeha ma kanet ta’büdü min dunillah inneha kanet min kavmin kafirın
44. Kıyle lehedhulis sarh felemma raethü hasibethü lüccetev ve keşefet an sakayha kale innehu sarhum mümerradüm min kavarır kalet rabbi innı zalemtü nefsı ve eslemtü mea süleymane lillahi rabbil alemın
45. Ve le kad erselna ila semude ehahüm salihan enı’büdüllahe fe izahüm ferıkani yahtesımun
46. Kale ya kavmi lime testa’cilune bis seyyieti kablel haseneh lev la testağfirunellahe lealleküm türhamun
47. Kalüt tayyerna bike ve bi mem meak kale tairuküm ındellahi bel entüm kavmün tüftenun
48. Ve kane fil medıneti tis’atü rahtıy yüfsidune fil erdı ve la yuslihun
49. Kalu tekasemu billahi le nübeyyitennehu ve ehlehu sümme le nekullenne li veliyyihı ma şehidna mehlike ehlihı ve inna le sadikın
50. Ve mekeru mekrav ve mekerna mekrav ve hüm la yeş’urun
51. Fenzur keyfe kane akıbetü mekrihim enna demmernahüm ve kavmehüm ecmeıyn
52. Fe tilke büyutühüm haviyetem bima zalemu inne fı zalike le ayetel li kavmiy ya’lemun
53. Ve enceynellezıne amenu ve kanu yettekun
54. Ve lutan iz kale li kavmihı ete’tunel fahışete ve entüm tübsırun
55. E inneküm le te’tuner ricale şehvetem min dunin nisa’ bel entüm kavmün techelun
19.CÜZ-MEAL
25-FURKAN SURESİ
12 – Bu ateş onları, daha uzaktan görünce, onun öfkesinden gürlediğini ve korkunç homurtusunu işitirler.
13 – Elleri boyunlarına kelepçelenmiş, ayakları bukağılı olarak cehennemin daracık bir yerine tıkılınca, orada yok olmak için can atarlar.
14 – Kendilerine “Bugün bir kere değil, defalarca dövünüp durun, ölümü isteyin” denilecek. [52,16; 14,21]
15 – De ki: “Bu mu iyi, yoksa takvâ ehline vaad olunan ebedî cennet mi?”
Orası onlar için bir mükâfat ve pek güzel bir âkıbettir. [15,48; 38,53; 41,28]
16 – Orada arzu ettikleri her şey bulunacak, hem ebedî olarak kalacaklardır.
Bu, Rabbinin üzerine aldığı ve müminlerce hep istenen bir vaadidir.
Müminlerin dualarında bu ebedî cennetin kendilerine verilmesini istediklerine ve cennetin gerçekten istenmeye lâyık bir yer olduğuna işarettir. Ayrıca müminlere cennetin verilmesine dair melaike tarafından yapılan: “Ya Rabbenâ, onları kendilerine vaad ettiğin Adn cennetlerine yerleştir” duasına da işaret vardır.
17 – Gün gelir, Allah müşriklerle, onların Allah’tan başka ibadet ettikleri putları diriltip bir araya toplar ve:
“Siz mi, der, saptırdınız bu kullarımı, yoksa kendileri mi yoldan çıktılar?”
18 – “Sübhansın! Yüceler Yücesisin!” derler, “Senden başka dost edinmeyi düşünmek bize yaraşan şey değildir.
Ne var ki Sen onları ve babalarını, nimetlerine mazhar edip ömür vererek yaşatınca onlar Sen’i anmayı unuttular
ve helâke müstahak bir güruh haline geldiler.” [34,40-41; 46,5-6]
19 – “İşte gördünüz a!” denir o müşriklere, “taptığınız nesneler söylediklerinizde sizi yalancı çıkardılar.
Artık ne azabı savmaya, ne yardım temin etmeye çare bulamazsınız.”
(İşte ey bütün insanlar! Bilin ki:) İçinizden kim bu şirk koşma zulmünü işlerse,
ona büyük bir azap tattıracağız.
Bu hitap değişikliğine Nesefî dikkat çekmiştir. Aksi halde, müşrik olarak ölüp haşredilmiş kimselerin âkıbetleri zaten kesinleştiğinden, onların muhatap sayılmalarının mânası yoktur.
20 – Senden önce gönderdiğimiz peygamberler de yemek yer, çarşılarda ihtiyaçlarını temin ederlerdi.
Böylece sizi birbirinizle imtihan ediyoruz: bakalım buna sabredecek misiniz, sabredemeyecek misiniz?
Rabbin zaten her şeyi görmektedir. [46,9; 18,110; 21-8; 12,109]
21 – Âhirette huzurumuza gelip Bizimle karşılaşacaklarını düşünmeyenler:
“Bize elçi olarak melekler gönderilmeli yahut Rabbimizi görmeli değil miydik?” dediler.
Gerçekten onlar kendilerini büyük görüp azgınlıkta iyice haddi aştılar. [6,124; 17,92]
22 – Gün gelecek, melekleri görecekler;
fakat o gün o suçluları sevindirecek hiçbir haber olmayacak
ve melekler onlara: “Sevinmek size haram! haram!” diyecekler. [15,8; 8,50; 6,93; 41,30-32]
23 – Onların yaptıkları her işin üzerine varıp, hepsini toz duman edeceğiz. [14,18; 2,264; 24,39]
24 – Ama o gün, cennetlikler, kalınacak yerlerin en iyisinde, dinlenme yerlerinin en güzelinde bulunacaklardır. [59,20; 25,76]
Cennette uyku olmadığından, makîl, “dinlenme yeri” anlamını ifade eder.
25 – Gün gelecek gök, beyaz bulutlar şeklinde yarılıp dağılacak, melekler bölük bölük indirilecek. [69,15-17]
26 – İşte o gün tam hâkimiyetin Rahman’a ait olduğu iyice açığa çıkacaktır.
Kâfirler için o gün, çok çetin bir gün olacaktır. [69,17; 2,210; 40,16; 74,9-10; 21,103]
27-29 – O gün zalim, parmaklarını ısırır “Eyvah! der, keşke o Peygamberle birlikte bir yol tutaydım.
Eyvah! Keşke falanı dost edinmeyeydim! Vallahi bana gelen öğütten (Kur’ândan) beni o uzaklaştırdı.
Zaten şeytan, insanı işte böyle uçuruma sürükleyip sonra da yüzüstü, yalnız bırakır.” [59,16; 14,22; 33,66-68]
30 – O gün Peygamber: “Ya Rabbî, halkım bu Kur’ân’ı terkedip ondan uzaklaştılar!” der.
Bir hadis meali: “Her kim Kur’ân’ı öğrenir de (Mushafı asar), ilgilenmez ve bakmazsa, kıyamet günü gelir yakasına sarılır: “Ya Rabbî! Bu kulun beni mehcur etti, beni terk edip uzak kaldı, benimle amel etmedi, benimle onun arasında Sen hüküm ver” der (Âlûsî).
31 – İşte böylece Biz her Peygamber için suçlulardan bir düşman ortaya çıkardık.
Ama tasalanma! Senin Rabbin yol gösterici ve yardımcı olarak yeter mi yeter! [6,112-113]
32 – Bir de o kâfirler dediler ki: “Bu Kur’ân ona toptan, bir defada indirilmeli değil miydi?”
Halbuki Biz vahiyle senin kalbini pekiştirmek için böyle ara ara indirdik ve onu parça parça okuduk. [17,106]
33 – Onların sana itiraz için getirdikleri hiç bir temsil, hiç bir soru olmaz ki, ona karşı Biz sana gerçek durumu bildirmeyelim ve en güzel açıklamayı yapmayalım.
34 – O halde sen o kâfirlere de ki:
“Yüzleri üstünde sürünen sürüler halinde cehenneme tıkılacak olanlar yok mu,
işte onlar yerce en fena, yolca da en sapıktırlar.” [17,98; 54,48]
35 – Gerçekten Biz, Mûsâ’ya kitabı verdik ve kardeşi Harun’u da ona yardımcı verdik.
36 – “Haydi âyetlerimizi yalan sayan o halka gidiniz!” dedik. Sonunda o toplumu yerle bir ettik.
37 – Nûh’un halkına gelince, onlar Peygamberlerini yalancılıkla suçladıklarında onları suda boğduk
ve kendilerini insanlar için bir ibret vesilesi yaptık.
Zalimlere gayet acı bir azap hazırladık. [69,11-12]
38 – Âd’ı, Semûd’u, Ress halkını, bu arada daha birçok nesilleri de inkârda ısrarları sebebiyle helâk ettik. [17,17; 23,31]
39 – Onların her birine uymaları için misaller getirdik.
Ama öğütleri tutmadıkları için hepsini kırıp geçirdik.
40 – Şu Kureyş müşrikleri, belâ yağmuruna tutulan,
üstüne taş yağdırılan şehre de vardılar.
Peki, orada olup biteni farketmediler mi?
Doğrusu onlar öldükten sonra diriltileceklerini hiç düşünmezler. [26,174; 37,137-138; 15,76-79]
41 – Seni gördüklerinde mutlaka seni alaya alır ve:
“Allah’ın, elçi olarak gönderdiği bu şahıs mı imiş!
Bula bula bunu mu bulmuş?” derler. [21,36; 13,32]
42 – “Eğer biz sebat etmeseydik, nerdeyse bizi tanrılarımızdan vazgeçirecekti.”
Ama kendilerini bekleyen azabı gördükleri vakit, asıl sapanın kim olduğunu işte o zaman anlayacaklardır.
43 – Baksana şu kendi heva ve heveslerini tanrı edinen kimseye!
Artık sen mi vekil olacaksın ona, işlerini sen mi yürüteceksin? [35,8; 28,56; 45,23]
“Gök kubbesi altında Allah’tan başka tapılan şeyler içinde hevadan daha müthişi yoktur.” (Hadis-i Şerif, Taberani’den, Âlûsi)
44 – Yoksa sen onlardan çoğunun söz dinlediğini, yahut aklını çalıştırdığını mı sanıyorsun?
Doğrusu onlar davarlar gibidirler, hatta onlar yolca daha da sapıktırlar. [67,10]
45-46 – Bakmaz mısın Rabbin gölgeyi nasıl uzatır?
Dileseydi onu hareketsiz kılardı. Sonra nasıl güneşi ona delil kılarız?
Sonra da nasıl tutup onu azar azar kendimize doğru dilediğimiz yere alırız.
Âyet-i kerîme ışığa bağlı olarak gölgenin görünmesine, güneşin yükselmesiyle gittikçe gölgenin kısalmasına dikkat çekiyor. Allah’ın kâinata koyduğu kanunlara ve o nizamın kurucusuna işaret ediyor.
47 – Size geceyi örtü, uykuyu bir istirahat, gündüzü de dağılıp çalışma vakti kılan O’dur. [91,4; 78,10; 28,73]
48-49 – Rüzgârları rahmetinin önünden müjdeci olarak gönderen de O’dur.
Ölü diyarlara hayat vermek ve yarattığımız nice hayvanlara ve insanlara su vermek için gökten tertemiz suyu da Biz indirmekteyiz. [22, 5; 42,28; 30,50]
50 – Bu gerçeği, insanların iyice düşünmeleri için Biz, farklı üsluplarla anlatsak da insanların çoğu nankörlükten başka bir şey yapmıyorlar.
Âyet-i kerime şu mânaya da gelebilir: “Biz yağmuru insanlar yani ülkeler arasında taksim ettik ki insanlar düşünüp ibret alsınlar.”
51 – Eğer isteseydik her şehre bir uyarıcı peygamber gönderirdik. [6,19-92; 11,17; 7,158]
52 – (Fakat evrensel uyarma görevini sana verdik) O halde sen asla kâfirlere itaat etme
ve Kur’ân’a dayanarak onlarla büyük bir mücahede gerçekleştir. [9,73]
53 – Biri tatlı, susuzluğu giderici, öbürü tuzlu ve acı iki denizi salıveren,
birbirine karışmadan akıtan; fakat aralarına bir engel, aşılmaz bir sınır koyan O’dur. [27,61; 55,19-21]
54 – İnsanı bir parça sudan yaratıp da
soy ve evlilik bağından oluşan bir sülale haline getiren de O’dur.
Senin Rabbin her şeye kadirdir.
55 – Buna rağmen bir kısım insanlar, kendilerine, tapmaları halinde fayda, tapmamaları halinde zarar veremeyen birtakım şeyleri tanrılaştırıp, Allah’tan başka onlara ibadet ettiler.
Zaten kâfir, Rabbine karşı hep batıla arka çıkar. [36,74-75]
56 – Biz seni sadece müjdeleyici ve uyarıcı olarak gönderdik.
57 – De ki: “Benim bu hizmet için sizden istediğim hiç bir ücret yoktur.
Tek isteğim, Rabbine doğru bir yol tutmak isteyen insanlardır.” [38,86; 26,89]
58 – Öyleyse sen ölmeyen, o mutlak hayat sahibi Allah’a dayan ve O’nu hamd ile tesbih et.
Onun kendi kullarının günahlarından haberdar olması yeter. [57,3; 73,9; 67,29]
59 – Gökleri, yeri ve ikisinin arasında olan şeyleri altı günde yaratan,
sonra da Arşı üzerine hükümran olan O’dur.
O rahmandır, sen O’nu, o her şeyi bilen’e sor. [4,59; 42,10; 6,115]
60 – O müşriklere “Rahman’a secde edin!” denildiğinde:
“Rahman da ne imiş! Bize emrediyorsun diye secde mi edeceğiz?” dediler
ve bu dâvet onları imandan büsbütün uzaklaştırdı. [26,23] {KM, Vahiy 3,12; Resullerin işleri 17,23}
Kâfirler, kasden bilmezlikten gelip alay etmek için böyle sordular, yoksa Rahman kelimesini bilmediklerinden değil. Aksi halde “Rahman kim?” diye sorarlardı. Onlar, düşman oldukları İslâm’a tepkilerini böylece belirtmek istiyorlardı. Zira İslâmın bir özeti ve sembolü olan Bismillâhirrahmânirrahîm’de yer alması ve Kur’ân’da Allah lafza-i celalinden sonra uluhiyyetin ikinci özel ismi olarak elliden fazla âyette zikredilmesi onları rahatsız ediyordu.
61 – Gökte burçlar yaratan, onların içinde bir kandil (güneş) ve nurlu bir ay yerleştiren Allah, yüceler yücesidir, hayır ve ihsanı sınırsızdır. [15,17; 71,16; 67,5; 10,5]
62 – Tefekkür ederek ders almak veya şükretmek isteyenler için gece ile gündüzü peşpeşe getiren O’dur. [14,33; 7,57; 36,40; 3,190]
63 – Rahman’ın has kulları o kimselerdir ki onlar yerde tevazu ile yürürler.
Cahiller kendilerine laf atarsa “Selametle!” derler. [17,37]
Zorba, mağrur, saygısız, kaba ve haşin değil, sükûnet ve vakar ile alçak gönüllü bir şekilde, terbiyeli ve nazik yürürler. Etrafa sıkıntı vermezler. Cahillik edenlere çatmaya tenezzül etmezler.
64 – Geceyi Rab’lerine secde ve kıyam ile ibadetle geçirirler. [15,17-18; 32,16; 39,9]
Yatışları, kalkışları hep Allah için olur.
65-66 – “Ey Ulu Rabbimiz, derler, cehennem azabını bizden uzaklaştır.
Zira onun azabı tahammülü zor, ömür tüketen bir derttir.
Ne kötü bir varış yeri, ne fena bir yerleşim yeridir orası!”
67 – Rahman’ın o has kulları, harcamalarında ne israf eder, ne de eli sıkı davranırlar; bu ikisinin arasında bir denge tuttururlar.
Masraf, mutlaka gerekli bir durum veya ihtiyaç yahut tamamlayıcı güzellik için olur. Bu sınırın ötesi israftır.
68 – Onlar, Allah’la beraber başka bir tanrıya yalvarmazlar.
Allah’ın muhterem kıldığı bir canı haksız yere öldürmezler.
Zina etmezler.
Kim de bunları yaparsa günahının cezasını bulur.
69 – Kıyamette, o büyük duruşma gününde onun cezası katmerli olur ve azapta, zillet içinde ebedî kalır.
70 – Ancak şu var ki dönüş yapıp iman edenler güzel ve makbul işler işleyenler bundan müstesnadır.
Allah onların kötülüklerini iyiliklere, günahlarını sevaplara çevirir.
Çünkü Allah gafurdur, rahîmdir (çok affedicidir, merhamet ve ihsanı boldur). [4,48; 93]
71 – Kim tövbe edip, güzel ve makbul işler yaparsa, gereğince tövbe eden işte odur. [4, 110; 9,104; 39,53]
72 – O kullar, yalan şahitlik etmezler.
Boş söz ve işlere rastladıklarında vakarla oradan geçip giderler.
73 – Kendilerine Rab’lerinin âyetleri hatırlatıldığında onlara karşı sağırlar ve körler gibi davranmazlar.
74 – Ve şöyle niyaz ederler: “Ey keremi bol Rabbimiz!
Bize gözümüzün, gönlümüzün süruru olan temiz eşler ve nesiller ihsan eyle,
biz müttakilere önder eyle!”
Yalnız müttaki olmakla yetinmeyip, müttakilerin önderi olmak arzusu, ne ulvî bir düşüncedir! Bundan yüksek bir fikri ilerleme ve ideal düşünülemez.
75-76 – İşte onlara, hak yolda sabır ve sebat göstermelerine karşılık, kendilerine cennetin üstün sarayları verilecek.
Oraya selamla, hürmetle buyur edileceklerdir.
Hem de devamlı kalmak üzere oraya gireceklerdir.
Orası ne güzel varış yeri, ne güzel bir yerleşim yeridir! [11,108, 19,58; 39,20] {KM, Yuhanna 14,2}
77 – De ki: “Duanız olmazsa Rabbim size ne diye değer versin ki?
Ama siz, ey inkârcılar! Size bildirdiklerimi yalan saydınız, artık bu günahtan yakanızı kurtaramayacaksınız.”
26 – ŞUARÂ SÛRESİ
227 âyettir. Mekkî olup son dört âyeti Medine’de inmiştir. 224. âyette şairlerden bahsolunup Kur’ân’ın bir şair eseri olduğunu iddia eden muhalifler reddolunup, bununla beraber şairlerin makbul kısmının da bulunduğu kabul edilir. Bu yön üzerinde durularak sûreye Şuâra adı verilmiştir. Hz. Peygamberi takviye için Hz. Mûsa, Hz. İbrahim, Hz. Nûh, Hz. Hûd, Hz. Salih, Hz. Lût, Hz. Şuayb (aleyhimü’s-selam) gibi peygamberlerin tebliğleri nakledilir. Bunlar A’raf sûresinde daha tafsilatlı geçen kıssalardır. Yalnız orada tarihî sıraya göre anılırlarken burada hikmet ve ibret icabı sıra değiştirilir. Böylece Kur’ân’ın, bazan kasden tarihî gaye değil, dinî gaye gözettiğine dikkat çekilmiş olur.
Bismillâhirrahmânirrahîm.
1 – Tâ Sîn Mîm
2 – Şunlar gerçekleri açıklayan kitabın âyetleridir.
Mübin: Açık, gerçekleri açıklayan, Allah’tan geldiği âşikâr ve kesin, hak ile batılı kesin olarak birbirinden ayıran anlamına gelir.
3 – Onlar iman etmiyor diye üzüntüden nerdeyse kendini yiyip tüketeceksin. [35,8; 18,6]
4 – Eğer dileseydik onlara gökten öyle bir mûcize indirirdik ki, onun karşısında ister istemez boyun bükerlerdi.
Allah dileseydi İnkâr edenlerin, imana girmelerini gerektirecek mûcizeler gösterirdi. Fakat Onun hikmeti, insana verdiği akıl, irade gibi kabiliyetlere göre insanlık şahsiyetine yaraşan bir hürriyet vermeyi dilemiştir. Allah insanın, gerek tekvinî kainat kitabına, gerek tenzilî kitabına yerleştirdiği âyetleri inceleyerek hidâyeti kabul etmesini beklemektedir. İnsan bu imtihan dünyasında gerçeğe yönelmekle gelişme ve yükselme imkânı bulmaktadır.
5 – (Fakat Biz bunu istemedik.) O sebeple, ne zaman onlara Rahman’dan yeni bir mesaj gelse, mutlaka ona arkalarını dönüp uzaklaşırlar. [12,103; 36,30; 23,44]
6 – Nitekim işte bu mesajı da yalan saydılar, ama alay edip durdukları Kur’ân’ın bildirdiği olaylar, yakında başlarına gelince, alay etmenin ne demek olduğunu anlayacaklardır.
7 – Peki bunlar yeryüzüne, orada her güzel çiftten nice nebatlar yetiştirdiğimize hiç bakmıyorlar mı?
Aynı su ile sulanan, aynı toprakta binlerce çeşit ürünün yetişmesine dikkat edip, tesadüfe en ufak bir yer olmadığını bilmek gerekir.
8 – Elbette bunda alınacak ibret vardır; fakat onların ekserisi ibret alıp da iman etmezler.
9 – Ama senin Rabbin azîz ve rahîmdir (mutlak galiptir, geniş merhamet sahibidir). [10,74]
10, 11 – Bir vakit de Rabbin Mûsâ’ya: “Haydi! o zulme batmış olan topluma, yani Firavunun halkına git. Onlar küfür ve isyandan hâlâ mı sakınmayacaklar?” diye nida etti. [20,47]
Hz. Mûsâ (a.s.)’ın durumu Hz. Muhammed (a.s.)’ın durumundan daha çetin idi. Zira o Firavunun köleleştirdiği bir millete mensup idi. Hz. Mûsâ Firavunun sarayında büyütülmüştü. Dünyanın en güçlü bir hükümdarını hakka dâvet etmekle görevli idi. Hz. Peygamber ise muhataplarına göre eşit konumda olup, Kureyş’in dünyevi güçleri, Firavun sultanlığı ile kıyas bile edilemezdi. İşte bu kıssa ile Kur’ân Kureyş’e ve herkese şu dersi vermek istiyor: “O zor şartlarda bile hak din galip geldi. Mekke kâfirlerinin bu dâveti engellemesi mümkün değildir.”
12-13 – “Ya Rabbi” dedi, “korkarım ki beni yalancı sayarlar, benim de göğsüm daralır, dilim tutulur. Onun için Harun’a da risalet ver.” [28,34; 20,29] {KM, Çıkış 4,10-14}
14 – “Hem sonra onların benim üstümde bir hakları da var. Bundan ötürü beni öldürmelerinden endişe ediyorum.” [28,15] {KM, Çıkış 2,11-15}
15 – “Hayır!” buyurdu, “Benim âyetlerimle gidin, Biz de sizinle beraberiz, olup bitenleri işitiriz.” [28,35; 20,46]
16-17 – Gidin o Firavun’a: “Biz Rabbülâlemin tarafından sana gönderilen elçiyiz, O’ndan sana mesaj getirdik: İsrailoğullarını serbest bırakacaksın, bizimle gelecekler!” deyin. [20,46]
Hz. Mûsâ ile Harun’un başlıca iki görevleri vardı. 1.Firavun’u ve halkını bir Allah’a kulluğa çağırmak. 2.İsrailoğullarını, Firavun’un esaretinden kurtarmak. Kur’ân bazan her ikisinden (Naziat sûresinde), bazen birinden bahseder.
18 – “A!” dedi, “Sen şu bebekken alıp yanımızda büyüttüğümüz çocuk değil misin? Sonra da bizim sarayımızda senelerce kalmış, ömrünün bir kısmını bizimle geçirmiştin?”
19 – “Sonunda da bildiğin o işi yapmıştın. Sen doğrusu nankörün tekisin!” {KM, Sayılar 12,1}
20 – “Ben” dedi, “yanlışlıkla, sonunda ne olacağını bilmeksizin, şaşkın bir vaziyette o işi yapmıştım.”
21 – “Sizden korktuğum için de kaçmıştım. Ama Rabbim bana hüküm ve hikmet verdi ve beni peygamberler arasına dahil etti.” [28,21; 6,89; 45,16]
22 – “O başıma kaktığın iyilik ise, İsrailoğullarını köleleştirmenin bir sonucu değil miydi?”
23 – Firavun: “Sahi, şu bahsettiğin Rabbulâlemin de ne?” dedi. [28,38; 43,51-52]
Firavun, Rabbülâlemin’in mahiyetini soruyor. Bir şeyin mahiyeti ise, benzerleri ile ortak olduğu genel gerçektir. “Onun türü veya cinsi nedir?” diye sormuş oluyor. Allah Teâlanın benzeri olmadığından Hz. Mûsâ (a.s.) cevabında üslub-i hakîm tarzını seçip, yalnız, Rabbülâlemin’in ismini kavram mânasıyla düşündürmek üzere, alemini tefsir ederek “göklerin ve yerin Rabbi” diyor.
24 – “Eğer işin gerçeğini bilmek isterseniz söyleyeyim: O, göklerin, yerin ve ikisi arasında olan her şeyin Rabbidir.”
25 – Firavun alaycı bir şekilde çevresindekilere: “Bu adamın dediklerini işittiniz değil mi? (Aklısıra cevap veriyor).
26 – Mûsâ onu hiç duymamış gibi sözüne devam ederek: “O sizin de, sizden önceki babalarınızın da Rabbidir.”
27 – Firavun: “Dikkat edin! Size gönderilen bu elçi kesinlikle bir deli!”
28 – Mûsâ: “O doğunun da, batının da, doğu ile batı arasındaki her şeyin de Rabbidir. Aklınız varsa bunu anlarsınız.” [2,258]
29 – Firavun, Mûsâ’ya cevaben: “Eğer benden başka tanrı kabul edersen mutlaka seni zindanlık ederim!” dedi. [7,127; 79,24; 28,38]
30 – “Ya” dedi, “sana doğruluğumu ispatlayan âşikâr bir delil getirmiş olsam da mı?”
31 – “Haydi, dedi, doğru söylüyorsan, göster o belgeni de görelim!”
32 – Bunun üzerine Mûsa asâsını yere attı. Bir de ne görsünler: Değnek her haliyle tam bir ejderha oluvermiş! [27,12; 28,32]
33 – Bir de elini koynundan çıkardı ki bakanların gözlerini kamaştıracak kadar parlak mı parlak! [27,12; 28,32]
34 – Firavun etrafındakilere: “Bu adam, dedi, galiba usta bir sihirbaz!”
35 – “Büyü gücü ile sizi yerinizden yurdunuzdan çıkarmak istiyor, ne buyurursunuz, görüşünüzü bildirin!” [7,110]
36-37 – “Bunu ve kardeşini biraz burada beklet, bütün şehirlere haber gönder, sonra ne kadar mahir sihirbaz varsa alıp gelsinler!” dediler.
38 – Böylece belirlenen günde bütün usta sihirbazlar toplandı.
39-40 – Halka da: “Haydi ne duruyorsunuz, siz de toplansanıza!”
“Umarız büyücüler galip gelirler de biz de onların dinlerine tâbi oluruz!” denildi.
Bu büyücüler, büyünün önemli bir rol oynadığı Amon kültürünün resmî rahipleriydiler. Dolayısıyla, onların Hz. Mûsâ’ya galebe çalmaları devlet dininin halkın gözünde önemini pekiştirecekti. Onların ana gayeleri Mûsâ’ya tâbi olmama idi. Yoksa gerçekte sihirbazların dinlerine de tâbi olma gayeleri yoktu. Büyücülere moral vermek için ve onları tam gayrete getirmek için: “Haydi görelim sizi! Galip gelin de biz de sizin dininize girelim” diye teşcî ediyorlardı. Bu sözü kinaye kabilinden söylemişlerdi.
41 – Büyücüler Firavunun huzuruna varınca ona:
“Biz galip gelirsek, elbet bize büyük bir ödül verilir herhalde!” dediler.
42 – “Evet, evet! dedi, Üstelik, sizi yakın çevreme alacağım, benim gözdelerimden olacaksınız.”
43 – Yarışma başlayınca Mûsa: “Önce siz marifetinizi ortaya koyun, ne atacaksanız atın!” dedi.
44 – İplerini ve değneklerini yere attılar ve:
“Firavun’un izzetine yemin ederiz ki galip gelen biz olacağız” dediler.
45 – Derken Mûsâ da değneğini yere attı;
bir de ne görsünler:
O, büyücülerin göz boyayarak uydurup ortaya koydukları şeyleri yutuveriyor!
46 – Bunu gören sihirbazlar derhal secdeye kapandılar.
47-48 – “Rabbülâlemine, Mûsâ ile Harun’un Rabbine biz de iman ettik” dediler. [17,81; 21, 18; 20,65-66; 7,116-122]
49 – Firavun: “Demek ben size izin vermeden ona inandınız ha!
Anlaşıldı: Size büyüyü öğretmiş olan ustanız oymuş!
Size yapacağımı da yakında öğreneceksiniz.
Farklı yönlerden olmak üzere el ve ayaklarınızı kesecek ve hepinizi asacağım!”
50 – “Hiç önemi yok” dediler, “biz zaten Rabbimize döneceğiz!”
51 – “İman edenlerin öncüleri olduğumuzdan ötürü umarız ki Rabbimiz günahlarımızı affeder.”
52 – Mûsâ’ya da: “Mümin kullarımı geceden yola çıkar; zira siz mutlaka takip edileceksiniz!” diye vahyettik.
53 – Firavun ise onları takip etmek gayesiyle, bütün şehirlere asker toplamak üzere görevliler çıkardı.
54 – “Esasen bunlar çok küçük, sefil bir gruptur.”
55 – “Fakat bize karşı kızgın olup diş bilemektedirler.
56 – “Biz de elbette uyanık, tedbirli bir topluluğuz” diyordu.
57-58 – Ama neticede Biz onları bahçelerinden ve pınarlarından,
hazinelerinden, servetlerinden
ve kendilerince çok değerli makam ve mevkilerinden çıkardık.
59 – Bu olay böylece tamamlandı.
Bahsedilen bütün o nimetlere İsrailoğullarını mirasçı yaptık. [7,137; 28,5]
Bu ara cümle [7,137] de atıfta bulunulan, İsrailoğullarının Mısır’daki sefalet günlerinden sonra Filistin’de kavuşacakları bolluk ve ikbal günlerine işaret etmektedir.
60 – (Takip kıssasına dönelim) Güneş doğup ortalığı aydınlatırken Firavun’un ordusu onları takibe koyuldu. [44,24]
61 – İki topluluk birbirini görecek kadar yaklaşınca Mûsâ’nın arkadaşları: “Eyvah! Bize yetiştiler!” dediler.
62 – “Hayır, asla!” dedi, “Rabbim benimledir ve O muhakkak ki bana kurtuluş yolunu gösterecektir.”
63 – Biz Mûsâ’ya: “Asânı denize vur!” diye vahyettik.
Vurur vurmaz deniz yarıldı, öyle ki birer koridor gibi açılan her yolun iki yanında sular büyük dağlar gibi yükseldi. [20,77] {KM, Çıkış 14, 22}
64-66 – Ötekileri (Firavun’un ordusunu da) oraya yaklaştırdık. Mûsâ’yı ve beraberinde olan herkesi kurtardık. Öbürlerini ise suda boğduk.
67 – Elbette bunda alınacak ibret vardır, fakat onların ekserisi ibret alıp da iman etmezler.
68 – Ama Senin Rabbin aziz ve rahimdir (mutlak galiptir, geniş merhamet sahibidir).
69 – Onlara İbrahim’in başından geçenleri de anlat.
70 – Günün birinde o babasına ve halkına hitaben: “Söyler misiniz siz neye ibadet ediyorsunuz?” dedi.
71 – Onlar da: “Kendi putlarımıza ibadet ediyoruz.” dediler ve ilave ettiler: “Onlara tapmaya da devam edeceğiz!”
72-73 – “Peki onlar” dedi, “siz kendilerine dua ettiğinizde sizi işitiyorlar mı?
Yahut taptığınızda size fayda veya tapmadığınızda size zarar verebiliyorlar mı?
74 – “Yook! dediler, ama atalarımızı böyle bir uygulama içinde bulduk, biz de onu benimsedik.”
75-76 – İbrahim: “Peki, gerek sizin, taptığınız gerek, gelip geçmiş babalarınızın taptığı şeyler hakkında biraz olsun düşünmediniz mi?
77 – Bilin ki bütün o ibadet ettiğiniz tanrılar, Rabbülalemin hariç, hepsi benim düşmanlarımdır. [10,71; 11,54-56; 6,81; 43,26]
Kur’ân’ın, Hz. İbrâhim (a.s.) ın tevhid inancına fazla yer vermesinin hikmeti şudur: Araplar, Hz. İbrâhim’in dinine mensup olmakla öğünüyorlardı. Öte yandan Yahudi ve Hıristiyanlar da onun, dinlerinin öncüsü olduğunu ileri sürüyorlardı. Kur’ân bütün onlara şunu vurgulamak istiyordu ki: Hz. İbrâhim’in dini, şimdi Hz. Muhammed (a.s.)’ın size bildirdiği İslâm dinidir. O bu inanç içindir ki ailesini, vatanını ve milletini terkedip gâh Filistinde, gâh Hicazda gâh Mısırda sürgün hayatı yaşamak zorunda kalmıştı.
78 – O’dur beni yaratan ve hayat imkânlarını veren, maddeten ve mânen yol gösteren.
79 – O’dur beni doyuran, O’dur beni içiren.
80 – Hastalandığımda O’dur bana şifa veren.
81 – O’dur beni öldürecek ve sonra da diriltecek olan.
Allah insanı yaratıp kendi haline bırakmamıştır. Onun vücudunu devamlı surette geliştirme, her türlü ihtiyaçlarını karşılama, ona zarar verecek binlerce tehlikeden koruma işlerini de uhdesine almıştır. Yüce Yaratıcı bunu öyle bir sisteme bağlamıştır ki insanın bu kadar ilerleyen bilgi ve tecrübeleri, bu sistemi güzelce farketmekle beraber lâyıkıyla kavrayamamaktadır.
82 – Büyük hesap günü günahlarımı bağışlayacağını umduğum Ulu Rabbim de yine O’dur. [4,48]
83 – Ya Rabbî! Bana hikmet ver ve beni salihler arasına dâhil eyle! [26,21; 2,130]
84 – Gelecek nesiller içinde iyi nam bırakmayı, hayırla anılmayı nasib eyle bana. [37,108; 2,129]
85 – Naim cennetlerine vâris olanlardan eyle beni ya Rabbî. [23,10]
86 – Babamı da affet, ona tövbe ve iman nasib et, Zira o yolunu şaşıranlar arasında. [19,47; 9,114; 60,4]
87 – İnsanların diriltilip bir araya toplandığı mahşer günü rüsvay eyleme beni ya Rabbî.
88 – O gün ki ne mal, ne mülk, ne evlat insana fayda eder. [6,94; 23,101; 18,46]
89 – O gün insana fayda sağlayan tek şey, Allah’a teslim ettiği selim bir gönül olur.
90 – O gün cennet müttakilere yaklaştırılır. [15,45]
91 – O gün cehennem azgınlara gösterilir. [21,98]
92-93 – Ve onlara: “Nerede o, Allah’tan başka taptıklarınız?
Size yardım edebiliyorlar mı, kendilerini olsun kurtarabiliyorlar mı?” denilir.
94-95 – Arkasından onlar da, o azgınlar da ve topyekün İblis ordusu da cehenneme fırlatılır.
96-102 – Orada putlarıyla çekişirken şöyle derler “Vallahi de, tallahi de biz besbelli bir sapıklık içinde imişiz!”
“Çünkü biz sizi Rabbülâlemin ile bir tutuyorduk. Ama bizi saptıranlar da, o mücrimler oldu.
“Şimdi artık ne şefaatçimiz var bizim, ne candan bir dostumuz!”
“Ah! Ne olurdu, imkân olsa da dünyaya bir dönsek ve müminlerden olsaydık!” [36,56; 40,47; 7,53; 38,64]
Siyaktan iyice anlaşıldığı üzere âyet, kâfirler lehindeki şefaati reddetmektedir. Yoksa müminler hakkındaki şefaati inkâr edenlerin bu âyeti ileri sürmeleri geçersizdir.
103 – Elbette bunda alınacak ibret vardır; fakat onların ekserisi ibret alıp da iman etmezler.
104 – Ama senin Rabbin aziz ve rahîmdir (mutlak galiptir, geniş merhamet sahibidir).
105 – Nûh’un halkı da gönderilen resûlleri yalancı saydı. [36,14; 7,59-84]
106 – Kardeşleri Nûh onlara şöyle demişti: “Hâla inkâr ve isyandan sakınmayacak mısınız?
107 – Bilin ki ben size gönderilmiş güvenilir bir elçiyim.
108 – Öyleyse Allah’a karşı gelmekten sakının da bana itaat edin.
109 – Bu hizmetten ötürü sizden hiçbir ücret istemiyorum. Benim ücretimi verecek olan, ancak Rabbülalemîn’dir.
110 – Haydi öyleyse! Allah’a karşı gelmekten sakının da bana itaat edin.”
111 – “A!” dediler, “seni izleyenlerin, toplumun en aşağı tabakasından olduklarını göre göre sana inanmamızı nasıl beklersin?” [6,52-53; 80,5-12]
112-113 – Nûh: “Onların daha önce ne yaptıkları hakkında bilgim yoktur.
Sizin azıcık bir şuurunuz olsaydı bilirdiniz ki onların hesabı ancak Rabbime aittir.
114-115 – Ben iman edenleri asla kovamam. Ben sadece açıkça uyaran bir elçiyim.”
116 – “Nûh! bizi dinle!” dediler, “eğer bu dâvadan vazgeçmezsen, mutlaka taşa tutulacaksın!
Mercûm’un iki anlamı olabilir: 1.Taşlanmış, recm edilmiş. 2.Her taraftan azarlanmış, lanetlenmiş. Burada her iki mâna da geçerlidir.
117-118 – “Ya Rabbî, dedi, halkım beni yalancı saydı.
Artık benimle onlar arasındaki hükmünü Sen ver, beni ve beraberimdeki müminleri Sen halas eyle ya Rabbî!” [54,10-14]
119 – Hülasa Biz de onu ve yanındakileri o yükle dolu gemi içinde kurtardık.
120 – Arkasınden geride kalanları da suda boğduk.
121 – Elbette bunda alınacak ibret var,
fakat onların ekserisi ders alıp da iman etmezler.
122 – Ama Senin Rabbin aziz ve rahîmdir (mutlak galiptir, geniş merhamet sahibidir).
123 – Âd halkı da resûlleri yalancı saydılar.
124-127 – Kardeşleri Hûd onlara şöyle dedi: “Hâlâ inkâr ve isyandan sakınmayacak mısınız?
Bilin ki ben size gönderilmiş güvenilir bir elçiyim.
Öyleyse Alaha karşı gelmekten sakının da bana itaat edin. Bu hizmetten ötürü sizden hiç bir ücret istemiyorum.
Benim ücretimi verecek olan ancak Rabbülâlemindir. [25,4-5; 16,24]
128-130 – Siz her yol üzerinde, gelip geçenleri şaşırtmak için bir alamet yapıp
saçma sapan şeylerle mi uğraşırsınız?
O muazzam yapıları Dünyada ebedi kalmak gayesiyle mi inşa ediyorsunuz?
Başkalarının hukukuna karşı hiç sınır tanımadan hep böyle zorbalık mı yapacaksınız? [89,6-7; 53,50; 41,15; 46,25; 69,7]
Hz. Hud o binaların sadece plan, sayı ve ihtişamlarına değil, aynı zamanda bu israflı yapıların o milletin ahlâk, kültür ve medeniyeti üzerindeki yakın etkilerine de itiraz etmiş oluyordu.
131-135 – Allah’a karşı gelmekten sakının da bana itaat edin.
Size bildiğiniz bunca nimetleri veren,
size evcil havyanlar ve evlatlar ihsan eden,
bağ ve bahçeler, pınarlar lütfeden o Rabbinize karşı gelmekten sakının.
Müthiş bir günün azabının tepenize ineceğinden, gerçekten endişe ediyorum!”
136-138 – “Sen” dediler, “ha böyle nasihat etmiş, ha etmemişsin, bize göre hepsi bir.
Bizim tuttuğumuz yol, önceki atalarımızın sürüp gelen adetlerinden başka birşey değildir.
Biz bundan ötürü de cezalandırılacak değiliz!” [11,53]
139 – Neticede onu yalancı saydılar, Biz de onları imha ettik.
Elbette bunda, alınacak ibret var,
fakat onların ekserisi ibret ders da iman etmezler.
140 – Ama Senin Rabbin aziz ve rahimdir (mutlak galiptir, geniş merhamet sahibidir). [7, 73; 11,61-68; 15,80; 27,45]
141 – Semud halkı da resûlleri yalancı saydı.
142-145 – Kardeşleri Salih onlara şöyle dedi: “Hâla inkâr ve isyandan sakınmayacak mısınız?
Bilin ki ben size gönderilmiş güvenilir bir elçiyim.
Öyleyse Allah’a karşı gelmekten sakının da bana itaat edin.
Bu hizmetten dolayı sizden hiçbir ücret istemiyorum.
Benim ücretimi verecek olan ancak Rabbülâlemindir.
146 – Siz burada, konfor ve güven içinde kendi rahatınıza bırakılacağınızı mı sanıyorsunuz?
147-148 – Bağlarda, bahçelerde, pınarların başında, ekinler, bostanlar, dalları kırılacak derecede yüklü salkımları sarkan hurmalıklar içinde
devamlı kalacağınızı mı sanıyorsunuz?
149 – Böyle düşündüğünüz için mi dağlarda ince bir sanat eseri lüks villalar yontuyorsunuz?
Hicazın kuzeyinde Medine ile Tebük civarında Hicr dağının batı yamaçlarında Semudluların kayalara oydukları mesken ve mezarlara dikkat çekilmektedir. Bu yapılar, yüksek bir uygarlık ve dünyevi kudrete işaret eden ince bir zevk ve büyük emek ürünüdürler. Kalıntıları bu gün de görülebilir durumda olan bir takım hayvan figürleri ve kitabelerle süslü bu yapılar, popüler Arap dilinde Medayin Salih diye adlandırılır.
150-152 – Artık Allah’a karşı gelmekten sakının da bana itaat edin.
Sakın işi gücü dünyada fesat çıkarıp nizamı bozmak olan,
düzeltme için ise hiç bir gayretleri bulunmayan o haddi aşanların isteklerine uymayın.
153-154 – “Sen” dediler, “bir sihirin etkisine kapılmışlardan birisin.
Hem bize hiçbir üstünlüğün yok, bizim gibi bir insansın.
Yok eğer böyle değilsen, iddianda doğru isen mûcize göster bize!”
155-156 – Salih: “İşte mûcize, şu dişi deve!
Nöbetleşe olarak, kuyudan bir onun içme sırası, belirli günde de sizin içme sıranız olsun.
Sakın ona fenalık dokundurayım demeyin, yoksa sizi müthiş bir günün azabı bastırıverir.” dedi.
157 – Derken, deveyi boğazladılar, ama çok geçmeden yaptıklarına pişman oldular.
158 – Çünkü bildirilen o azap onlar bastırıverdi.
Elbette bunda alınacak ibret vardı. Ama onların ekserisi ders alıp da iman etmezler.
Semud halkından günümüze ulaşan tarihî kalıntılar vardır. Hicr denilen bölgede (Medine ile Tebük arasında) yer alan bu kalıntılar arasında bir de kuyu vardır. Bu kuyu Osmanlı Devletinden kalan bir askeri karakol içinde olup, Hz. Salih’in mûcizevî devesinin su içtiği kuyu olduğu bildirilmektedir. Harabelerden, müthiş zelzelenin 500 x 200 km. çapında bir kısmı etkilediği anlaşılmaktadır (Tefhim). Hicr’deki kalıntıların benzerleri Ürdünde Petra bölgesinde de vardır. Bazı şarkiyatçılar Kur’ân hakkında şüphe uyandırmak için Hicr’deki binaların Semud’a değil, Nabatlılara ait olduğunu iddia ederler. Halbuki Nabatlılar, Semud halkından öğrenip bu san’atı mükemmel duruma ulaştırmış olabilirler.
159 – Ama senin Rabbin aziz ve rahîmdir (mutlak galiptir, geniş merhamet sahibidir).
160 – Lût halkı da elçi yalancı saydı.
161-164 – Kardeşleri Lût onlara şöyle dedi: “Hâla inkâr ve isyandan sakınmayacak mısınız?
Bilin ki ben size gönderilmiş güvenilir bir elçiyim.
Öyleyse Allah’a karşı gelmekten sakının da bana itaat edin.
Bu hizmetten ötürü sizden hiç bir ücret istemiyorum.
Benim ücretimi verecek olan ancak Rabbülalemindir. [7,80-84; 11,74-83; 15,57-77; 29,28-35]
165,166 – Neden siz bütün insanlardan sadece erkeklere şehvetle varıyorsunuz?
Neden Rabbinizin sizin için yarattığı eşlerinizi bırakıp da bu işi yapıyorsunuz?
Siz hakikaten iyice azmış bir toplumsunuz.”
167 – “Bizi dinle Lût!” dediler, “bu söylediklerine son vermezsen mutlaka yurt dışına sürüleceksin. [7,82]
168-169 – “Ben” dedi, “sizin yaptığınız bu işten nefret ediyorum.
“Beni ve bana tâbi olanları, onların yaptıkları kötülüğün cezasından
ve onların her türlü şerrinden Sen kurtar ya Rabbi!”
170 – Biz de onu ve ona uyanları tamamen kurtardık.
171 – Yalnız bir koca karı geride kalıp helâk edilenler arasında oldu.
172 – Sonra geridekileri hep imhâ ettik.
Lut halkının başına inen azap Tevrat’ta ve antik dönemden kalan eserlerde de yer alır. Ayrıca, bazı tarihî ve arkeolojik araştırmalar da olayı tesbit etmektedir. Olay Lût Gölü (Ölü Deniz) civarında, M. Ö. yaklaşık 1900 sıralarında vaki olmuştur. Bu vadide Lut kavminin yaşadığı Sodom şehrinin yanısıra Gomore, Adma, Zebuyem kentleri de vardı.
173 – Üzerlerine öyle helâk eden bir yağmur yağdırdık ki sorma!
Uyarılanların başına yağan musîbet ne fena idi!
174 – Elbette bunda alınacak ibret vardır. Fakat onların ekserisi ders alıp da iman etmezler.
175 – Ama Senin Rabbin aziz ve rahîmdir (mutlak galiptir, geniş merhamet sahibidir).
176 – Eyke halkı da resulleri yalancı saydı.
Eyke ile Medyen bazı müfessirlere göre aynı, bazılarına göre ise iki ayrı kavim idi. Muhtemelen bunlar aynı ırkın iki kolu idiler. Hz. İbrâhim’in oğlu Medyen’e nisbet edilen bu halk, Hicaz’ın kuzeyinden itibaren Filistin’in güneyine kadar çeşitli yerleşim merkezleri kurmuşlardı.
177-180 – Şuayb onlara şöyle dedi: “Hâlâ inkâr ve isyandan sakınmayacak mısınız?
Ben size gönderilmiş güvenilir bir elçiyim.
Öyleyse Allah’a karşı gelmekten sakının da bana itaat edin.
Bu hizmetten ötürü sizden hiçbir ücret istemiyorum.
Benim ücretimi verecek olan, ancak Rabbülâlemindir.”
181 – Ölçeği, tam ölçün de eksik ölçüp hak yiyenlerden olmayın.
182-183 – Doğru terazi ile tartın, halkın hakkından bir şey kısmayın.
Ülkede bozgunculuk yaparak nizamı bozmayın.
184 – “Sizi de sizden önceki nesilleri de yaratan Rabbinize karşı gelmekten sakının.”
185 – “Sen” dediler, “bir sihirin etkisine kapılmışsın.
186 – Bize hiç bir üstünlüğün yok, sen de bizim gibi bir insansın.
Doğrusu, biz seni yalancılardan sanıyoruz.
187 – Eğer peygamberlik iddiasında doğru isen haydi gökten üstümüze bir parça düşür, üstümüze azap indir.” [17,92; 8,32]
188 – Şuayb: “Rabbim sizin yaptıklarınızı çok iyi biliyor.” dedi. [7,88; 11,87]
189 – Yine de onu yalancı saydılar. Bunun üzerine o gölge gününün azabı onları bastırıverdi. Gerçekten o müthiş bir günün azabı idi.
Rivayete göre Allah onlara yedi gün ve sekiz gece süren şiddetli bir sıcak verdi. Evlere sığınıp, sonra ovaya çıkmaya mecbur kaldılar. Gölgeleyen bir bulutun altında toplandılar. O gölgelik bir ateş halinde üzerlerine düşüp hepsini yiyip bitirdi.
190 – Elbette bunda alınacak ibret vardır.
Fakat onların ekserisi ders alıp da iman etmezler.
191 – Ama Senin Rabbin aziz ve rahîmdir (mutlak galiptir, geniş rahmet sahibidir).
192 – Elbette bu Kur’ân Rabbülâleminin indirdiği bir kitaptır.
193-195 – Onu Rûhu’l-emin, uyaran nebîlerden olman için, senin kalbine açık ve vazıh bir Arapça ile indirmiştir. [2,97]
196 – Bu Kur’ân’a, elbette öncekilerin kitaplarında da işaret edilmişti. [7,157]
Maksat şudur: “Bu zikir, bu vahiy ve bu ilahî emirler, daha önce gönderilmiş ilahî kitaplarda da vardır. Bunların hiçbiri ilk olarak Kur’ân’da yer almış değildir.
197 – İsrailoğullarından bilginlerin onu bilmeleri, onlar için bir delil değil midir?
198-199 – Eğer Biz Kur’ân’ı arap olmayanlardan birine indirseydik de O’nu kendilerine okusaydı, yine de ona iman etmezlerdi. [15,14-15; 10,96-97]
Hz. Peygamberin karşılaştığı inatçı inkârın bir şekli de şu idi: “O’nun getirdiği mesaj Arapçadır. Kendisi de Arap olduğu için bunu kendisinin hazırladığı söylenebilir. Şayet kendisinin de, bizim de bilmediğimiz bir dilden olsaydı ona inanabilirdik.” Oysa Allah onların dediği gibi yapsaydı, bu sefer şöyle diyeceklerdi. “Bu yabancıyı cin tutmuş! Başka izahı yok!” Allah Teâla onlara cevaben kolaylıkla anlamaları için kendi dillerinde gönderildiğini bildirmiştir [44,58]. Fakat onlar bunu anlamazlıktan gelmişlerdir.
Aslında Arapça dışında bir dil ile gönderilseydi, yine onlar: “Şu tuhaflığa bakın: Arap milletinden bir resul gönderilmiş, ama ona öyle bir mesaj verilmiş ki ne kendisi anlıyor, ne de halkı!” (Krş. 41,44). Allah onların çaresizlik içindeki son bahanelerini, daha doğrusu sayıklamalarını da cevaplandırmıştır: “Vahyi gökten kağıtlar halinde indirsek, onlar da elleriyle tutsalar dahi bu sefer de: “Bu bir büyüden ibaret, gerçek olamaz!” derlerdi [6,7].
200-201 – İşte aynen bunun gibi, Biz o yalanlamayı o mücrimlerin kalplerine öyle bir soktuk ki, o can yakıcı azaba girmedikçe ona iman etmezler.
202 – İşte bu azap, kendilerine ansızın gelir ki, onlar hiç farkında olmazlar.
203 – İşte o zaman: “Acaba, bize, azıcık olsun, bir mühlet verilir mi” derler. [14,44; 40,84-85]
204 – Hâla, onlar Bizim azabımızın çarçabuk gelmesini mi istiyorlar. [29,29-53]
205-207 – Ne dersin: Onları yıllarca yaşatsak da, sonra tehdit edildikleri o azap başlarına gelse, onca seneler yaşayıp zevklenmeleri kendilerini kurtarabilir mi? [2,96; 92,11]
208 – Biz hiç bir ülkeyi, uyarıcıları gelmeden imha etmedik. [17,15; 28,59]
209 – Öğüt ve hatırlatmada bulunulmuştur. Biz hiçbir zaman zalim olmadık.
210 – Kur’ân’ı asla şeytanlar indirmiş değildir.
211 – Bu, onların yapacağı iş değildir! Hem isteseler de buna güçleri yetmez!
212 – Çünkü onlar vahyi işitmekten kesinlikle menedilmişlerdir. [72,8-10]
213 – Öyleyse sakın, Allah ile beraber başka tanrıya yalvarma, sonra azaba mâruz kalanlardan olursun. [36,6; 6,92; 51,19,97; 11,17]
214 – Önce en yakın akrabalarını uyar.
Bu emir, İslâm’ın bir prensibini ortaya koymaktadır: Peygamber ve ailesi için hiç bir ayrıcalık yoktur. Hatta yükümlülükler önce onlardan başlamaktadır: Zekat diğer müslümanlara düşerken, Peygamber ailesine haramdır. İlk kaldırılan faiz, Hz. Peygamberin amcası Abbas (r.a) ınki olmuştur. Faraza suç işlemeleri halinde Peygamber hanımlarının cezası iki misli olarak belirlenmiştir. [33,30]
215 – Sana tâbi olan müminlere kol kanat ger.
216 – Bununla beraber akrabalarından sana isyan edenlere “Ben sizin yaptıklarınızdan beriyim” de.
217 – Sen o aziz-u rahîme (o mutlak galip ve geniş rahmet sahibine) güvenip dayan.
218-220 – Sen yolunda kaim olurken, namaza dururken de, O seni elbette görüyor. Secde edenler, ibadet edenler arasında dolaşmalarını da görüyor. Çünkü her şeyi hakkıyla işiten, hakkıyla bilen O’dur. [5,67; 52,48]
221 – (Şeytanlardan bahsediyorlar) şeytanların asıl kime indiğini bildireyim mi?
222 – Onlar yalan ve iftiraya, günaha düşkün kimselere inerler.
223 – Çünkü o iftiracılar şeytanlara kulak verirler, esasen onların çoğu yalancıdırlar.
Yalancı, iftiracı kâhinler, bilgileri noksan olduğundan, onlardan birtakım vehimler, emareler öğrenirler, sonra hayalhanelerinden gerçeğe uymayan hürafeler çıkarırlar, uydurdukları yalanları söylerler. Hadis-i Şerifte: “Cinnî, gayb aleminden bir kelime kapar, sonra onu insanlardan olan dostunun kulağına koyar, o da yüz yalan ilave ederek onu söyler.” bildirilmiştir. “Yulkûne” nin faili, yani “dinleme işini yapanlar” şeytanlar da olabilir. Yani onlar mele-i a’lâya kulak vermeye çalışırlar.
224 – Şairler var ya, bunların peşine de sapkınlarla çapkınlar düşer!
225-226 – Görmez misin onlar her vadide sözcüklerin, hayallerin peşinde dolaşır ve yapmayacakları şeyleri söylerler. [36,69; 69,41]
227 – Ancak iman edip, güzel ve makbul işler yapanlar, Allah’ı çok zikredip ananlar ve zulme mâruz kaldıktan sonra haklarını savunanlar müstesna.
Zalimler de nasıl bir ınkılab ile devrileceklerini, yakında öğrenirler. [40,52]
Cahiliye dönemi arap şiirinde şehvet, intikam, ırkçılık gibi duygular hakim olup fazilet temaları az yer alırdı. Onun için Hz. Peygamber, genellikle şiir karşısında olumsuz bir tavır takınmıştır. Fakat bu arada bazan şiir dinlemiş, bir keresinde: “Bazı şiirler hikmet doludur” buyurmuştur. Ümeyye b. Ebi’s-Salt hakkında: “Şiiri iman etti, ama kendisi kâfirdir” demiştir. Bu olumlu tavır 227. ayetin istisnasının tefsiri kabilindedir. Bu ayet: 1. İman, 2. Makbul işler işleme, 3. Allah’ı sık sık hatırlama, 4 – Şahsi hislerle hareket etmeyip kamunun haklarını savunma şartları ile şiiri mübah kılmıştır. Bu itibarla Hz. Peygamber (a.s.) Kâb b. Mâlik, Hassan b. Sâbit gibi şairleri övmüştür.
27 – NEML SÛRESİ
93 ayet olup Mekke döneminde inmiştir. İsmini, 18. ayetinde geçen ve “Karıncalar Vadisi” anlamına gelen Neml kelimesinden almıştır. Kur’ân’ın önemini anlatıp şirki çürütür. Hz. Salih, Hz. Lût gibi nebîlerin tebliğlerine yer vermekle bunu pekiştirir, özelikle Hz. Süleyman’a fazla yer vermesiyle Hz. Peygamber (a.s.)’ın istikbalinin parlak olduğunu işaret eder. Sûrenin sonuna doğru müminlerin felahına, âhiret hayatına ve İslâm muhaliflerinin elebaşılarının helâk edileceklerine değinir.
Bismillâhirrahmânirrahîm.
1 – Tâ sîn. Şunlar Kur’ân’ın ve gerçekleri açıklayan kitabın âyetleridir.
2 – Müminler için hidayet, rehber ve müjdedir. [41, 44]
3 – O müminler ki namazı hakkıyla ifa eder, zekâtı verir ve âhirete kesin olarak iman ederler.
4 – Biz âhirete iman etmeyenlere yaptıkları işleri süsledik, o yüzden onlar körelmiş bir vaziyette bocalar dururlar. [6,110]
İnsanlara yaptıkları işlerin süslenmesi fiili, Kur’ân’da bazan Allah Teâlaya, bazan da şeytana izafe edilir. Birinci durumda her insanın kendi tercihi ile benimseyip yaptığı iş, Allah tarafından da güzel gösterilir, o bunu yapmaktan memnun olur. İkinci durumda ise yine insanın tercihi ile yaptığı iş şeytan tarafından güzel gösterilir.
5 – Onlara çetin bir azap vardır, âhirette ise en çok ziyana uğrayacak olanlar da onlardır.
6 – Fakat sana gelince, ey Resulüm hiç şüphe yok ki Kur’ân sana; her işi hikmet dolu olan, her şeyi mükemmel olarak bilen Allah tarafından verilmektedir. [6,115]
7 – Nitekim Resullerden olan Mûsâ da çölde geceleyin yol alırken ailesine: “Durun, demişti, uzaktan bir ateş gördüm, oraya gideyim belki oradan yol hakkında bir bilgi alır, yahut hiç değilse bir ateş koru getirir de ısınmanızı sağlarım.”
Mûsâ (a.s.) Medyende 8 – 10 yıl kaldıktan sonra, ailesi ile Mısıra dönüyordu. Medyen, Hicazın kuzey batı tarafında yer alır. Hz. Mûsâ, Medyenden Mısıra doğru geliyordu. Sina yarımadasının güney tarafında bulunup Cebel-i Mûsâ da denilen Tûr dağına varmıştı. Hz. Mûsâ’ya risalet verilen yer 1666 m. yükseklikte bir yer olup, orada 365’te Konstantin bir Kilise, ondan, iki asır sonra da Jüstinyen bir mânastır yaptırmış olup halen bu yapılar mevcuttur.
8 – Oraya varır varmaz birden şöyle nida edildi. “Ateş mahallinde ve çevresinde bulunan kimselere feyiz ve bereket verildi. Âlemlerin Rabbi olan Allah yüceler yücesidir, bütün noksanlardan münezzehtir.” {KM, Tesniye 33,16; Çıkış 3,2}
Nidanın tamamlanmasından sonra son “Sübhanallah” cümlesi, olayın büyüklüğüne hayret uyandırmakla beraber, Allah hakkında benzetme hatasına düşmemek içindir.
9 – “Dinle Mûsâ! Ben, her şeye kadir, mutlak galip, her işi hikmetle dolu olan gerçek İlahım.
10 – “Şimdi asânı yere bırak!” Bırakıp da onun çevikçe hareket eden bir yılana dönüştüğünü görünce derhal kaçtı, bir kere olsun, dönüp arkasına bile bakmadı. “Korkma, Mûsâ! Çünkü Benim huzurumda resuller korkmazlar.” buyurdu.
11 – “Benden korkanlar, zulüm ve günah işleyenlerdir. Fakat onlar da o fenalıktan sonra güzel işler yaparlarsa, onlara karşı da Ben çok affedici, geniş merhamet ve ihsan sahibi olarak muamele ederim.” [4,110]
12 – “Haydi, elini koynuna sok! Şimdi çıkar: İşte kusursuz, pırıl pırıl ışık saçıyor. Böylece Firavun’a ve onun halkına göstereceğin dokuz mûcizeye bu da dahil olsun. Hakikaten onlar yoldan tam çıkmış bir güruhtur.” [7,133; 17,101]
Bu dokuz mûcize 7,133’de sayılmıştır: Asâ, parlak el, büyücülerin büyülerini bozmak, kıtlık, tufan, çekirge sürüleri, haşereler, kurbağalar ve kan.
13 – Mûcize ve belgelerimiz bütün aydınlığıyla apaçık olarak onlara geldiğinde: “Bu besbelli bir büyü!” dediler.
14 – Vicdanları onların doğruluğuna şahitlik ettiği halde,
sırf kibir ve haksızlık saikiyle, onları inkâr ettiler.
İşte bak da fesatçıların, bozguncuların âkıbetlerinin nasıl olduğunu gör!
15 – Biz Davud’a ve Süleyman’a ilim verdik. Onlar da: “Bizi mümin kullarının çoğuna üstün kılan Allah’a hamd olsun” dediler.
16 – Süleyman Davud’a vâris oldu ve “Ey insanlar, bize kuşların dili öğretildi
ve daha her şeyden bolca nasip verildi. Gerçekten bunlar âşikâr lütuflardır.” dedi.
Bu, veraset, nübüvvet ve hakimiyette yerine geçmektir ki bu Davud (a.s.) ın on dokuz oğlundan yalnız Süleyman’a (a.s.) nasib oldu. Süleyman’ın (a.s.) M.Ö. 965-926 arasında 40 yıl kadar hükümdarlık yaptığı söylenmektedir. Şimdiki Filistin, Ürdün ve Doğu Suriyede hüküm sürmüştür. Süleyman’ın (a.s.) kuş dili bildiği Tevratta yer almasa da İsrailoğullarının geleneklerinde yer almıştır (Jewish Encyclopadea XI, 439 ‘dan Tefhimu’l-Kur’ân).
17 – Günün birinde, Süleyman’ın cinlerden, insanlardan ve kuşlardan oluşan orduları toplanmış olup, hepsi birlikte, düzenli olarak kendisi tarafından sevkediliyordu.
Eski Ahit’te cinlerin Hz. Süleyman’ın (a.s.) ordusunda yer aldıklarına dair bilgi bulunmaz. Fakat Talmut’ta ve Yahudî Rabbilerin nakillerinde buna rastlanmaktadır (Jewish Encyclopadea, XI, 440). Bazı çağdaş tefsircilerin cinleri ve kuşları, bazı insan grupları diye tevil etmeleri kabul edilemez (Tefhim).
18 – Derken Karınca vadisine geldiklerinde, onları gören bir karınca: “Ey karıncalar, haydin yuvalarınıza girin.
Süleyman ve orduları, sizi farketmeyerek ezip çiğnemesinler!” diye seslendi.
Karınca kıssası İsrail metinlerinde de yer almıştır. Fakat kıssanın devamında Süleymanın böbürlendiği, karıncanın da ona: “Sen bir damladan yaratılmışsın” demesi karşısında mahcup olduğu ileri sürülür (Jewish Encyclopadea, XI, 440). Burada da görüldüğü gibi Kur’ân, diğer kutsal metinler karşısında hakem konumundadır, onlara karıştırılan beşerî ilaveleri düzeltmektedir. Buna rağmen bazı oryantalistler sıkılmadan, Kur’ân’ın bu tür kıssaları Yahudi rivayetlerinden aldığını iddia etmektedirler.
19 – Onun sesini işiten Süleyman tebessüm ederek:
“Ya Rabbî, dedi, beni nefsime öyle hâkim kıl ki gerek bana, gerek ebeveynime ihsan ettiğin nimetlere şükredeyim,
Seni razı edecek güzel ve makbul işler yapabileyim.
Bir de lütfedip beni salih kulların arasına dâhil eyle!”
20 – Bir de kuşları teftiş etti de: “Hüdhüdü neden göremiyorum, yoksa kayıplara mı karıştı?” dedi.
21 – “Kuvvetli ve geçerli bir mazeret ortaya koymadığı takdirde
onu şiddetli bir şekilde cezalandıracağım yahut boynunu keseceğim.”
22 – Derken, çok geçmeden Hüdhüd geldi: “Ben, dedi, senin bilmediğin bir şeyi öğrendim ve sana Sebe’den önemli ve kesin bir haber getirdim.”
23 – Sebe halkını bir kadın hükümdarın yönettiğini gördüm. Kendisine her türlü imkân verilmiş.
Onun güçlü bir yönetimi olduğu gibi pek büyük bir tahtı da var.
Sebe halkı Güney Arabistan’da ticaretle uğraşan bir millet idi. Başkentleri, Yemen’in San’a şehrinin 55 mil kuzey doğusundaki Marib idi. Sebeliler, M.Ö. 1100 – 115 arasında bin yıl kadar bütün Arap yarımadasına hâkim olmuşlardı.
24 – Ne var ki onun da halkının da Allah’ı bırakıp güneşe ibadet ettiklerini gördüm.
Anlaşılan şeytan yaptıkları bu kötü işleri kendilerine güzel göstermiş ve onları yoldan çıkarmış, bu yüzden de hak yolu bulamıyorlar.
25 – Hâlbuki göklerde ve yerde gizli olan her şeyi açığa çıkaran, sizin gizlediklerinizi de açıkladıklarınızı da bilen Allah’a secde ve ibadet etmeleri gerekmez mi?
26 – Hâlbuki o en geniş hükümranlığın ve o en büyük Arşın Rabbi olan Allah’tan başka ilah yoktur.
27-28 – “Bakalım, dedi Süleyman, doğru mu söyledin, yoksa yalancının teki misin, bunu anlayacağız.
Sen şimdi şu mektubumu götür, bırak onların yanına,
sonra onlardan biraz uzaklaş ve ne yapacaklarını gözle.”
29 – Kıraliçe: “Değerli danışmanlarım! “Bana çok önemli bir mektup gönderildi.”
30-31 – Mektup Süleyman’dandır ve “rahman ve rahîm olan Allah’ın adıyla” diye başlayıp:
“Bana karşı kibirlenmeyin, itaat ve teslimiyet göstererek yanıma gelin!” diye devam etmektedir.
Müslimîn kelimesinin itaat ve iman etme olarak iki anlamı vardır. Bazı müfessirlere göre her iki anlam birden kasdedilerek “İtaat ve iman etmiş olarak yanıma gelin” diye açıklamak da mümkündür. Süleyman’ın (a.s.) bu kıssası Eski ve Yeni Ahitte, Kur’ân’dakinden farklı ve daha geniş tarzda bulunur (I. Krallar, 10,1 – 29; II. Tarihler, 9,1 – 12; Matta, 12,43; Luka, 11,31). Yahudi rivayetlerinde maalesef Hz. Süleyman, değil bir Peygamber’e, hatta iyi bir mümine bile yakışmayan gurur, şehvet, putperestlik irtikâb etmekle itham edilir ve sadece bir kral olarak tanıtılır. Kur’ân, İsrail’in büyük şahsiyetleri lehindeki şahitliği ile Yahudilere pek büyük bir iyilik etmiştir ama onlar bunu takdirden geri durmuşlardır.
32 – “Değerli danışmanlarım, bu mesele hakkında görüşlerinizi istiyorum. Pek iyi bildiğiniz gibi, sizi çağırmadan, size danışmadan hiç bir meseleyi hükme bağlamam.”
33 – Onlar: “Biz güçlü, kuvvetliyiz, savaşçı milletiz.
Ama irade size aittir, değerlendirip münasip gördüğünüz emri verin” dediler.
34 – “Doğrusu” dedi Kıraliçe, hükümdarlar bir ülkeye girince oranın düzenini altüst eder, halkının eşrafını da sefil ve zelil ederler.
Evet istilacılar hep böyle yaparlar.
35 – Bunun içindir ki, ben şimdi onlara bir hediye gönderip elçilerimin ne gibi bir cevap getireceklerini bekleyeceğim.”
36 – Elçi Süleyman’a gelince o, elçiye: “Siz bana mal ile yardım mı etmek istiyorsunuz? Oysa Allah’ın bana verdiği nimetler sizin verdiğinizden daha hayırlıdır. Ama siz hediyenizle böbürlenirsiniz” dedi. {KM, I Krallar 10,1-13; II Tarih 9,1-12}
Allah’ın verdiği şeyler sadece dünyevî servet olmayıp, ona ilaveten iman, ilim, hikmet gibi faziletlerdir.
37 – “Sen dön ve onlara de ki: Biz onların üzerine, karşı koyamayacakları ordularla yürüyeceğiz. Onları yurtlarından mağlup ve zelil olarak çıkaracağız.”
38 – Daha sonra Süleyman onların itaatlerini bildirmek üzere huzuruna geleceklerini öğrenince yanındaki danışmanlarına:
“Değerli danışmanlarım! Onların itaat içinde huzuruma gelmelerinden önce, içinizden kim onun tahtını bana getirebilir?” dedi.
39 – Cinlerden mağrur ve iddiacı bir ifrit: “Ben, dedi, sen makamından kalkmadan, onu sana getiririm. Benim onu taşımaya gücüm yeter, hem de zayi etmeden güvenilir tarzda getirecek emin bir kimseyim.”
40 – Ama nezdinde, kitaptan ilim olan bir zat da: “Ben, sen gözünü açıp kapamadan onu getirebilirim” derdemez,
Süleyman, Kıraliçenin tahtının yanıbaşında durduğunu görünce:
“Bu, Rabbimin lütuflarındandır. Bu şükür mü edeceğim, yoksa nankörlerden mi olacağım diye beni sınamak içindir. Şükreden sadece kendi lehine olarak şükreder.
Nankörlük eden ise bilmelidir ki Rabbim onun şükründen müstağnidir, şükrüne ihtiyacı yoktur, ihsan ve keremi boldur.” [41,46; 30,44; 14,8]
Hz. Süleyman’ın oturduğu Filistin ile Sebe arasındaki mesafe iki bin kilometreden fazladır. Allah Teâla mûcize olarak, o mesafeden Kıraliçenin tahtını götürme imkanı vermiştir. Burada insanları, bu işin sırrını aramaya, bilim ve teknoloji yönünden incelemeye de gizli bir teşvik sezebiliriz.
41 – Devamla dedi ki: “Şimdi o Kıraliçenin tahtını kendisinin tanıyamayacağı bir hale getirin, bakalım bunu bilecek mi bilemeyecek mi?”
42 – Süleyman’ın huzuruna girince ona: “Senin tahtın da böyle midir?” diye soruldu.
“Sanki o!” dedi, zaten bize daha önce ilim nasib edildi; onun için de biz teslimiyet gösterenlerden olduk.”
Kıraliçe zeki ve tecrübeli biri olarak Süleyman’ı (a.s.) dikkatle inceleyip şunları tesbit etti. 1.Mektûbunun değişik üslubu, Allah’ın adı ile başlaması. 2.Kıymetli hediyeleri kabul etmemesi. 3.Elçisinin onun hakkındaki iyi intibaları. Bunlar onu ziyaret etmesine sebep teşkil etti. Şahsen görüşünce onun şu özelliklerine de şahid oldu: 4.Tahtının getirilmesi mûcizesi. 5-O dünya padişahının temiz, dürüst, mütevazi ve dindar bir insan olması.
43 – Öteden beri Allah’tan başka taptığı putlar, tevhid dinine girmesini engellemişti. Çünkü o kâfir bir millete mensup idi.
44 – Kıraliçeye: “Buyurun, saraya girin” denildi. Sarayın eyvanını görünce, zemininde engin ve duru su olduğunu zannedip eteğini yukarı çekti. Süleyman: “Bu, sırçadan yapılmış şeffaf bir saraydır.” Kraliçe:
“Ya Rabbî, dedi, Ben Sen’den başkasına ibadet etmekle kendime zulmetmişim,
Şimdi ise Süleymanla birlikte âlemlerin Rabbine teslim oluyorum.”
45 – Bir vakit Biz Semud halkına da, yalnız Allah’a ibadet edin diye çağrıda bulunmak için kardeşleri Salih’i gönderdik.
Çok geçmeden onlar birbiriyle çekişen iki bölük oluverdiler. [7,73-77; 11,61-68; 26,141-159]
46 – “Ey halkım!” dedi, “İyiliği bırakıp da neden kötülüğün çarçabuk gelmesini istiyorsunuz.
Niçin, merhametine nail olmak ümidiyle Allah’tan af dilemiyorsunuz?”
47 – “Biz” dediler, “senin ve sana bağlı olanların yüzünden uğursuzluğa uğradık.”
Salih: “Uğursuzluk dediğiniz şey Allah katında takdir edilmiştir.
Doğrusu siz imtihana tutulan bir toplumsunuz” diye cevap verdi. [7,131; 4,78; 36,19]
48 – Şehirde dokuz çete vardı ki bunlar ülkede hep bozgunculuk yapar,
iyileştirme ve düzeltme adına hiç bir şey yapmazlardı.
49 – Allah’a yemin ederek aralarında şöyle anlaştılar:
“Geceleyin ona ve yakınlarına baskın yapıp hepsini öldürür,
sonra da sahip çıkan akrabalarına yakınlarının öldürülmesi esnasında hazır bulunmadığımızı bildirir ve biz gerçekten doğru söylüyoruz deriz.”
50 – Onlar bir tuzak kurdular, ama tuzaklarına karşı Biz de tuzak kurduk,
kendileri farkında olmadan onların tuzaklarını bozduk, onların planlarını altüst ettik.
51 – Bak işte onların tuzaklarının âkıbeti nasıl oldu!
Biz onları da kendilerine uyan toplumlarını da imha ettik!
52 – İşte onların, zulümleri sebebiyle ıssız kalmış, çökmüş evleri…
Elbette bunda bilen ve anlayan kimseler için ibret vardır.
53 – İman edip Allah’a karşı gelmekten sakınanları ise kurtardık.
54 – Lût’u da halkına resul olarak gönderdik.
O da onlara dedi ki: “Siz göz göre göre pek çirkin ve hayasız bir iş yapıyorsunuz ha!” [7,80-84; 11,74-83; 15,57-77]
55 – Siz kadınları bırakıp şehvetle erkeklere mi yaklaşıyorsunuz?
Siz gerçekten ne cahil bir güruhsunuz öyle!” [26,165-166]

Kur'an-ı Kerim Dosyaları

Sitemizde sanatçıya ait toplam 800 eser bulunmaktadır. Sanatçının sayfasına gitmek için tıklayın.

Yorumlar

Henüz yorum yapılmamış.

Yorum Yaz

Translate »