İlahi arişivimize hoşgeldiniz...

Muhammed İkbal-Himalaya

Himalaya… Himalaya…
Ey Hint ülkesinin seddi! Öpüyor alnından alçalarak gökyüzü seni. Asırlar geçse de bir türlü yaşlanmıyorsun, Döndükçe bu dünya gençleşiyor, dinçleşiyorsun.
Tur Dağı’nda Musa Kelim sade bir parıltı gördü, Sen ise görenler için başlı başına bir nursun. Yamaçlarına bakanlar seni sade bir dağ sanır, Oysa sen bizim bekçimiz, Hindistan’ın duvarısın.
Hind’in karları başında görkemli bir taç gibidir, Bu taç, dünyayı ışıtan ayın bile rakibidir. Senle geçen bir an bile bizim için bir ömürdür, Vadilerinin üstünde göçmen bulutlar meskûndur.
Zirvelerinle mızrak gibi gök kubbeyi deliyorsun, Toprakta kaimsin ama göklerde hayat bulmuşsun. Eteğinde pınarların sudan aynalara benzer, Esintisi rüzgârların mendillerine eş gider.
Rüzgârlarının sırtında yüzen bulutlar elinde, Tepende çakan şimşekler can alıcı bir kamçıdır. Ey Himalaya! Oyun alanı mısın ki sen tabiatın, Faydasına sunmuştur seni kendi çocuklarının.
Baksana, şu bulut nasıl da kendinden geçmiş gidiyor, Zincirini koparan bir fil gibi zevkten uçuyor. Seher rüzgârları senin eteklerinden eser, Valse durur bahçende bütün goncalar ve çiçekler.
Yaprakların sessizce benimle fısıldaşır, Ben hayatımda hiç çiçek koparan el görmedim. Sessizliğimse zaten hikâyemi anlatır, Tabiatın en tenha köşeleri yuvamdır benim.
Çağlayan dağ geçidinden mırıldanarak geliyor, Çaltısı Kevser’in dalgalarını andırır. Tabiat hayranına sanki ayna gösterir gibi, Kâh kayalara yaklaşır, kâh ondan uzaklaşır gibi. Dokunuver bu çalgının mest edici tellerine, Ey yolcu! Kalbim artık aşina dağ seslerine.
Akşam, Leyla gibi siyah saçlarını çözünce, Şelalelerin ninnisi gönlümü ferahlatır. Ağaçlar sükût ile düşüncelere dalınca, Bu sessizliğin yanında söylenecekler hiç kalır.
Ey Himalaya! Anlat bana, eteklerine yerleşen destanını ilk insanın, Anlat her türlü süsten uzak kıssasını o sade yaşantının. Ey hayal gücüm! Yine o sabah ve akşamları göster ve dön geriye sen, ey eskimez çarkı zamanın…

Yorumlar

Henüz yorum yapılmamış.