Web sitemize hoşgeldiniz...
Beğen 1

Abdullah Tamamlar-Esmaül Hüsna Lügatı

ALLAH:
Ezel ile ebedin arasında kutlu nur…
Zikriyle gönüllere dolan mânevî huzur.

ER-RAHMÂN:
Mahlûkâta rızk veren, tükenmeyen bereket;
Esirgeyen gücüyle âlemlere sükûnet…

EL-MELÎK:
Cümle yaradılanın, kâinâtın sâhibi…
Her zerrenin tapusu, fukarâ kalb tabîbi!

ER-RAHÎM:
Resûlullah’la aynı safta olan ümmetin,
Ardına kadar açar kapısını rahmetin…

EL-KUDDÛS:
Âlemde bir umman ki, doldurur aşk tasını.
Hiç kimse kalp pasının göremez noktasını.

ES-SELÂM:
Cennetteki dostlara ev sâhibinden kelâm;
Kullarına selâmet veren O’dur vesselâm!

EL-MÜ’MÎN:
Hak yolunda yürüyen peygamberine şâhit;
Mü’min olan beşere, nur kandilinden muhit!

EL-MÜHEYMÎN:
Dilerse rızkı vermez, sabır için kullara;
Dilerse saltanatı seriverir yollara.

EL-AZÎZ:
O’ndan büyük pâdişâh, ne mümkün, sümme hâşâ!
Kâfir beşer mahşerde nâçar düşer telâşa…

EL-CABBÂR:
Kudreti kâinâta sığmaz, gâibe taşar.
Azâmeti ebedî zamanları da aşar.

EL-MÜTEKEBBÎR:
Şüpheye mahâl yoktur, yücelerin yücesi!
O’nunla imhâ olur hâdisenin nicesi.

EL-HÂLIK:
Varlığın ve kaderin takdîrine hâkimdir.
Olmayanı yaradan, ezel ebed hekimdir.

EL-BÂRİ:
Dikeni gül dalına, nişan diyerek koymuş.
Toprak değil, su değil, gülü yaşatan o’ymuş.

EL-MUSAVVÎR:
Vukû bulur emriyle mahlûkâtın eşkâli.
Secdeye şevk veriyor kalplerdeki işgâli.

EL-GAFFÂR:
Güneşe bulut gibi günahlara perdedir.
Âşikâr etmez suçu, cezâsı mahşerdedir.

EL-KAHHÂR:
Karşısına geçip de cüret eden inkâra,
Cehennem ateşinde döner erimiş kar’a.

EL-VAHHÂB:
Kullarına nîmeti çokça ihsân eden Rab,
Dilde elhamdülillâh, ne güzel sıfat Vahhâb!

ER-REZZÂK:
Aldığımız son nefes bile O’nun nîmeti;
Son nefese de şükür, vuslatın alâmeti.

EL-FETTÂH:
Bir Kurân-ı Kerim ki, sayfasında yok müşkül.
“Ol” dese oluverir, darlık ateşi bir kül.

EL-ÂLİM:
İlim kaleminde hiç tükenmeyen mürekkep;
Cihân ve âhirete kılavuz olan mektep.

EL-KÂBIT:
Şükrü zikir etmeyen, dil pasını silemez.
Dar yollardan geçmeyen, yürümeyi bilemez.

EL-BÂSİT:
Lütf ile muâmele, sâlihlere ihsânı…
Her hayrı kullarına varlığının lisânı.

EL-HÂFID:
Nice mağrur kavimler, nice küfre düşenler,
Helâk oldu İblis’in ateşiyle pişenler.

EL-RÂFİ:
İmân ışığı yakıp selâmete erdirir;
İrfân ile cenneti yollarına serdirir.

EL-MUÎZ:
Şu cihanda olmaya, ikrâmından tek bir iz;
İzzeti şânındandır, şânından da pek azîz.

EL-MUZÎL:
Musîbet arayanlar, lâyıktır azâbına;
Yola gelmeyen kullar, uğrarlar gazâbına.

ES-SEMÎ:
Konuşmaya ne hâcet! Gönülden versen bir ses,
Her şeyi işitendir, lahzada bulur nefes.

EL-BASÎR:
Zifiri karanlıkta, O âlemi sarınca,
Kandil gibi ışıldar simsiyah bir karınca.

EL-HAKEM:
Emriyle tüm mahlûkât, eder hükmüne icrâ;
Sanılmasın ki makber enginlerde bir ücrâ.

EL-ADL:
Arasat meydanında işitilen sesinde,
Adâletle hükmeder terâzi kefesinde.

EL-LATÎF:
Sırat köprüsü gibi mânâdan yana ince,
Bilinmeyen o lahza, görülür halk edince.

EL-HABÎR:
Yalnız sanmasın kimse kendini mekân dardır;
Yapılan gizli kalmaz, her şeyden haberdardır.

EL-HÂLİM:
Azabdan evvel rahmet kapısını aralar,
Yumuşak hâlleriyle kalpte inci sıralar.

EL-AZÎM:
Rahlemde Kurân’ımla adını etsem ezber,
Günde beş defâ ezan sesi: Allâhu Ekber!

EL-GAFÛR:
Günah işleyen kulun kalbinde izi vardır;
Vücutta ten olmasa, yüzler yere nazardır.

EŞ-ŞEKÛR:
Cürme tövbe, nîmete şükretmek kefârettir.
Elhamdülillâh demek, ne büyük bir nîmettir.

EL-ALİYY:
Kürsüsüne Kurân’dan başka kitap konulmaz;
Yücelerden yücedir, hiçbir şeyde yanılmaz.

EL-KEBÎR:
Çölde kalanlara su, buz tutan kalbe ateş;
Târifine imkân yok, bulunmaz O’na bir eş.

EL-HÂFIZ:
Koruyup gözetiyor, emânet ettiğini…
Hiçbir mahlûk göremez, terk edip gittiğini.

EL-MUKÎT:
Bir dilim ekmek için bir avuç un yaratmış;
Dağıttığı rızkların değeri son karatmış.

EL-HASÎB:
Veresiye defteri sayalım bu dünyâyı;
Hesap ânı gelince, bozacak bu rüyâyı.

EL-CELÎL:
Şânıyla tûfan olmuş bir katre su çöllerde;
İmânsız helâk olmuş, boğularak göllerde.

EL-KERÎM:
Sakınmaz nîmetini, kıymet bilen kulundan.
Cömertlikte zirvede, gidersen hak yolundan.

EL-RAKÎB:
İster dağın ardına, ister yerin dibine,
Nereye girsen görür, ister çelik kabine.

EL-MUCÎB:
Duâ için açılan avuçlarda tecellî,
Âmin zikri yüreğe umut ile tesellî.

EL-VÂSİ:
İlmiyle âlemlerde kürsüleri kuşatmış;
Hak için çarpan kalbi, imân ile yaşatmış.

EL-HAKÎM:
Hüküm mührünü vurup pâk mübârek kâğıda,
Müslümanlar okurken İblis durmuş ağıda.

EL-VEDÛD:
Sevmek de ibâdettir, sevdiğin mûteberse;
Muhabbet hâsıl olur, şâyet vuslat kaderse.

EL-MECÎD:
Lügatteki târife sığmayan Azimüşşân!
Gördüğümüz manzara, yüceliğine nişan.

EL-BÂİS:
Makbere defnedilen her fânî dirilecek.
Ol ebedî hayâta Sûr ile girilecek.

EŞ-ŞEHÎD:
Ezelden ebede her vukû bulana şâhit;
İnsanın bilmediği sırlara da müşâhit.

EL-HAKK:
Gözlerin çevrildiği yerde tezâhür eder;
Fahr-i Kâinât aşkla Kurân’ı mühür eder.

EL-VEKÎL:
Önünde saf tutamam, senin kapından başka.
İtîmat kilidiyle ancak çıkılır köşke.

EL-KAVİYY:
Bir lahzada eritir kutuptaki buzları;
İnsan ölmeden kalbde eritmeli buğzları.

EL-METÎN:
Kalem kırılır ama ağacı kırılamaz;
Kudretini inkârla bir yere varılamaz.

EL-VELİYY:
Kelâmını hatmeden, Rabbi ile dost olur;
Cennet bahçelerinde, Kevser içip mest olur.

EL-HAMÎD:
Toprağından dem alıp açar ezân çiçeği;
Övgüye lâyık olan, gösteriyor gerçeği.

EL-MUHSÎ:
Her ne varsa âlemde sayısını biliyor.
Katmer katmer günahı, şükrün ile siliyor.

EL-MUBDÎ:
Misli yokken mahlûkun, vâr etti cümlesini;
Şekil verip başlattı, imtihân hamlesini.

EL-MUÎD:
Topraktaki tomurcuk büyüyüp meyve verir;
Dalından yere düşüp eski hâline gelir.

EL-MUHYÎ:
Rahminde beyaz karın, çırpınırken kardelen,
Güneş doğup üstüne, cân ile gelir selen.

EL-MÜMÎT:
Can verip can alanla, ölüm ne güzel vuslat!
Cânâna varmak için gönül gözünü ıslat!

EL-HAYY:
İnsanlar kefenlenir, bitki dalında kurur.
Kervanlar göçerken O, yerli yerinde durur.

EL-KAYYÛM:
Mü’minler birbirine bağlanmış bir binâdır.
Enkazlardan kurtaran, fesattan imtinâdır.

EL-VÂCİD:
Varlığım fedâ olsun yegâne sâhibime!
Âzâdımı istemem, mühür vursun kalbime.

EL-MÂCİD:
Şânına boyun eğip etmeli aşkla secde…
Salınsın gözyaşları, gönül kapılsın vecde.

EL-VÂHİD:
Her dâim yanımızda, gündüzü akşamıyla;
Yegâne mevcuduyla, bitmez ihtişâmıyla.

ES-SAMED:
Şefaat dileyerek, mihrâba yüz vurmalı.
Affına muhtâç olan kul ağlayıp durmalı.

EL-KADÎR:
Medet sâdece O’ndan, zîrâ her şeye kâdir.
Yıldızlar yanar cennet hududlarında bir bir.

EL-MUKTEDÎR:
Rüzgârıyla o lahza savurur tenden rûhu;
Helâk eder imândan o münezzeh gürûhu.

EL-MUKADDÎM:
Ne mutlu ki şükrünü eksik etmemiş beşer,
Ön saflarda yürüyüp Arş gölgesine düşer.

EL-MUAHHÎR:
Emre itaatsiz kul geride kalan zelîl;
CihÎnda ettikleri, âhiretine delîl.

EL-EVVEL:
Ezelin öncesinde yine yaradan vardı.
Zîrâ ezeli de halk eden yüce mîmardı.

EL-ÂHİR:
Son defâ selâm verip cihâna batar güneş;
Işık söner, ruh göçer, O kalır varlığa eş.

EZ-ZÂHİR:
Kalben tasdîk ederim, dille ikrâr ederim;
Varlığını reddeden sözü inkâr ederim.

EL-BÂTIN:
Açılsa sır perdesi, dağlar yerinden oynar.
Aralasan bir nebze, gözler eriyip kaynar.

EL-VÂLİ:
Yalnız O’nun hükmünde, kâinâtı idâre.
Olmasaydı cihânı zapt ederdi bâdire.

EL-MÜTEÂLİ:
Yüceliği önünde sükût edip çökmeli;
Secdeye alın vurup gözyaşları dökmeli.

EL-BERR:
İyi hâlinden suâl etmekten men olmuşuz;
Zîrâ baştan aşağı kadar salâh bulmuşuz.

EL-TEVVÂB:
Peygamber müjdeliyor, hamdü senâ dildedir.
Cennetin anahtârı, tövbe eden eldedir.

EL-MUNTEKÎM:
Hak huzûrunda yalın ayakla kalınacak.
Zulme tâbî olandan intikâm alınacak.

EL-AFÜVV:
Affına mazhâr olur, gönülden niyâz eden.
Aftan ümit kesilse, nasıl yaşardı beden?

ER-RAÛF:
Şefkati ile sarar merhamet kundağına;
Muhabbetini yazar, kulun gönül dağına.

MÂLİK’ÜL-MÜLK:
Sıra sıra saf tutan âlemlerin tapusu.
Mülk sâhibine şâhit, Arş-ı Âlâ kapısı.

ZÜLCELÂLİ VE’L-İKRÂM:
Dünyâda misâfiriz; nerde Ashâbı Kirâm?
Gelip geçen her fânî görmüş izzetü ikrâm.

EL-MUKSÎT:
Hazreti Âdem aynı demi teneffüs etmiş.
Adâletin kendisi hak yolunu vâdetmiş.

EL-CÂMİ:
Her mahlûkât, her beşer kıyâmette toplanır.
Zâlimler cehennemde ateşlere saplanır.

EL-GANİYY:
Hazînelerle dolu sandığın anahtârı;
Hesâbı akla ziyân tükenmeyen miktârı.

EL-MUĞNÎ:
Gönül kapın açıksa, sen herkesten zenginsin.
Zemzemle doldurulmuş denizlerden enginsin.

EL-MÂNİ:
İstemezse şâyet kim şu dünyâyı döndürür?
Emriyle kâinâtın güneşini söndürür.

ED-DARR:
Ne gelirse hamd olsun, kalpteki ezâ bile!
Belâ sandıklarımız, hayırlara vesîle.

EN-NÂFİ:
Yatağında gecenin kasvetiyle bir hasta,
Duâdan müteşekkil şifâsına vâsıta.

EN-NÛR:
Kâinâtın güneşi, nûrunun bir mislidir.
Görmeye kudret yetmez, gözler ondan islidir.

EL-HÂDİ:
Gözdeki sis perdesi yırtılıp da dağılsa,
Kul hidâyet vereni, doğru yolunu bulsa…

EL-BEDÎ:
Âlemleri târifte bütün diller lâl olur.
Müşkül olan tasvîre, fayda ilmihâl olur.

EL-BÂKİ:
Ecelin şerbetini ikrâm eder de sâki,
Cemî cümle mahlûkât gider O kalır bâki.

EL-VÂRİS:
Her servetin hakîki sâhibi O’dur yalnız.
Neden sandın ey gönül, neden kabristan ıssız?

EL-RÂŞİT:
Gösterdiği yol doğru nizâm ile çevrilmiş.
Rehberden ayrılan kin rüzgârıyla devrilmiş.

ES-SABÛR:
Olmasa âsilere tövbe için müddeti…
Cihânda vâr olurdu, cehennemin şiddeti.

Uğur Benek

Yorumlar

Henüz yorum yapılmamış.