İlahi arişivimize hoşgeldiniz...

Davut Akgül-Sis

Yine ufuklarını sarmış azar azar artan bir inatçı duman; Bir beyaz karanlığa gömülmüş gibi her yer, bir tozlu ve heybetli yoğunluk ki bakışlar korkar, hakikatine nüfuz edemez.
Lakin sana layık bu derin sis perdesi, sana layık bu örtü, ey zulmün perdesi!
Ey zulmün sahnesi… Evet, ey gösterişli sahne, ey acıları süsleyen şatafatlı sahne! Ey şaşaanın, tantananın beşiği, mezarı; Şark’ın cazibeli, ezeli hâkimi! En kanlı muhabbetleri nefretin titreşimiyle besleyen, sefahate susamış yürek.
Ey Marmara’nın mavi kucağında ölmüş gibi uyuyan zinde yön! Ey köhne Bizans! Bin kocadan arta kalan bakire dul; Güzelliğinde hala tazeliğin sihri bulunur, hala üstüne titrer tüm bakışlar. Dışarıdan, uzaktan açılan gözlere süzgün, masmavi gözlerinle ne munis görünürsün!
Munis… Fakat en kirli kadınlar gibi munis; Üstünde coşan gözyaşlarının hepsine hissiz. Munis… Ve fakat en kirli kadınlar gibi munis!
Örtün evet ey haile… Örtün evet ey şehir; Örtün ve sonsuza dek uyu, ey dünya fahişesi!
Ey debdebeler, tantanalar, şanlar, alaylar; Katil kuleler, zindanlı saraylar; Ey hatıraların muhkem mezarı ulu mabet; Ey mazileri atilere nakleden gururlu sütunlar; Dişleri düşmüş sırıtan sur kafilesi…
Ey kubbeler, şanlı ve acayip binalar; Doğruluğun zikrini taşıyan minareler; Ey damı çökük medreseler, mahkemecikler; Servilerin siyah gölgesinde bir yer bulabilmiş ey nice sabırlı dilenci!
Geçmişlere rahmet dileyen mezar taşları, Ey türbeler; Ey her biri baştanbaşa velveleli bir hatıra iade eden sessiz ve sakin yatan ecdad!
Ey çamur ve balçıktan savaş meydanına dönen sokaklar; Ey kapkaranlık adamlarla baştan sona matem olan yıpranmış, eski evler; Ey her biri bir leyleğe, bir çaylağa yurt olmuş gam dolu ocaklar ki acıdan soğumuş, onca zamandan beri tütmekliği unutmuş!
Ey köpeklerin çığlığı, insandaki nankörlüğe lanet eden haykırış! Acz ve elemin ifadesi ey söz, nefretli bakış! Ey hikâyelerin boşluğuna düşen hatıra, namus!
Ey kıblei ikbale çıkan el etek öpme yolu; Ey muhal farz, ey ebedi, muhakkak yalan! Ey mahkemelerden mütemadi sürülen hak!
Ey susturulmak korkusuyla kilitlenmiş ağızlar; Aşağıya eğilen ak, pak fakat iğrenç boyun! Ey hor ve hakir görülmüş milli şöhret!
Kalem ve kılıç… Ey iki siyasi mahkûm; Ey gücenmiş, küskün arkadaş; Ey taze güzel ve ey onu takibe koşan genç; Ey hicranlı anne; Ey kimsesiz, avare çocuklar!
Hele sizler…Hele sizler…
Örtün evet ey haile… Örtün evet ey şehir; Örtün ve sonsuza dek uyu, ey dünya fahişesi!

Yorumlar

Henüz yorum yapılmamış.