Ferdi Atuner-Endülüs'e Ağıt
Her yükselen bir gün düşer,
İnişler başlar zirveden.
Ömrün mutlu günlerine niçin aldanır ki insan?
Her şey değişir gök gibi,
Bir gün pırıl pırıl, bir gün bulutlu.
Sen de öylesin işte:
Bugün güldürmüşse, yarın ağlatır zaman.
Kime uzatmış ki bir şefkat eli bu dünya?
Kime ebedilik vermiş, kime yaramış sonsuzca?
Hedefini delip geçmezse kılıçla mızrak, geri döner, yaralar kendi sahibini.
Zaman bu…
Ne kılıç kını tanır ne sağlam Gımdan kalesi, çürütür hepsini; paramparça eder zaman kılıcı.
Düşün…
Nerededir şimdi, var mı onlardan bir iz?
Nerede muhteşem taçlı Yemen hükümdarları?
Şeddad’ın İrem Bağı, İrem Cenneti nerede?
Nerede bugün İran’ın Sasani hükümdarı?
Karun’un bitmez tükenmez serveti nerede bugün?
Hani Âd, hani Adnan, hani Kahtan, bu dünya servetleri?
Çaresiz onlar da boyun büküp emrine tarihin, çekilip gittiler birer birer; bir masal, bir efsane gibi.
O saltanatlar sanki rüyada yaşanmış gibi; gerçekten değil de bir hayal, bir gölge gibi sanki.
Bir vuruşta yere serdi Dara’yı zaman, yere geçirdi Kisra’yı.
Ne sarayları kaldı ne zafer tahtları.
Don vurmuş yapraklar gibi kurudu sahaları.
Düşün ki, bir beka bulmadı alemde Süleyman bile…
Bin türlü belası var dünyanın işte:
Bazen bir hüzün boşalır, bazen bir sevinç tufanı.
Her faciaya bir teselli bulursun belki,
Ama unutulmaz İslam’ın uğradığı bela cihan var oldukça.
Öyle bir felakete uğradık ki Endülüs’te biz,
Üstümüze devrildi sanki Şehlan ve Uhud Dağları.
Nazar değdi İslam’a Endülüs’te,
Bela üstüne bela yağdı yağmur gibi o güzelim şehirler üstüne.
Bir sor Belensiye’ye, hali nicedir Mursiye’nin?
Duy başına gelenleri Şatıbe’nin, Ceyyan’ın.
Gördün mü Kurtuba’yı?
Bir bilgi okyanusu, bir bilgi deniziydi, görseydin bilginleri.
Hıms’ı sor şimdi de:
Pırıl pırıl, aydınlık bahçeleri…
Azvır nehri’ni sor, yine öyle akar mı, şeker tadıydı suyu.
İşte bunlardı Medine’si, gözbebeği Endülüs’ün.
Bunlar ki birer viranedir artık, niçin yaşanır?
Yârinden ayrılmış feryatlar koparan bir genç gibi öyle dolmuş hüzünlü gözleri yüce İslam’ın.
Soyununca İslam’dan, birer çöle dönüştü sanki.
Onlar ki küfür karanlığı içinde bayındır bugün.
Birer kilisedir artık camiler, mescitler.
Her yanda çanlar, putlar ve baykuş uğultuları.
Donmuş taştan olsa da mihraplar ağlar buna,
İnler buna minberler, cansız ağaçtan olsa da.
Uyan ey gafil kişi, ibret denizi zaman.
Sen uykuya dalmışsan da asla uyumaz zaman.
Ey korkusuzca, gururla saltanat sürenler kendi ülkesinde,
Siz Hıms’ı gördünüz mü, en güzelini ülkelerin?
Her facia unutulur biraz belki tarihte,
Unutulmaz Endülüs’te başa gelen belalar.
Ey siz, en güzel ve şahin duruşlu Arap atlarına binenler yarış alanlarında,
Ey keskin kılıçlı kahramanlar ordusu,
Ey savaşın toz dumanı içinde kılıcı parlayanlar,
Siz, ey karşı kıtada bin nimet içinde rahat ve mutlu yaşayanlar saltanat içinde,
Sizin hiç haberiniz var mıdır Endülüs’ten?
Bir siz kalmışsınız duymayan halimizi.
Onlar sizden yana çevirip gözlerini ufuklara bakıp bir imdat beklediler:
Öldürülen asker, esir düşen kadınlar…
Ya Rab, nedir bu çatışma, bu ayrılık İslam arasında?
Ey kulları Hakk’ın, kardeşsiniz, kardeş!
Bir yardım duygusu bile yok mu sizde?
Alıp götürdü nemiz var nemiz yok bir zulüm seli.
Dün sultandılar, beydiler kendi ülkelerinde,
Bugün küfrün elinde bir uşak, bir oyuncak…
Çevirmiş onları dert yandan zillet uçurumları.
Dehşet içinde fırlamış gözleri kimsesiz, şaşkın…
Sen de görseydin çığlıklarını, çırpınışlarını, ey Tanrı kulu,
Ocağından koparılıp satıldıklarını köle pazarlarında…
O feryatlar senin de koymazdı aklını başında benim gibi.
Koparır gibi bedenden ruhu, kopardılar anadan yavrusunu.
Yeni doğan güneşin aydınlığı o kızlar ki öyle saf, öyle temiz,
Yakut ve mercandan dökülmüş sanki.
O kızlar ki sürüklenip sürüklenip saçlarından, kirli yataklarına çekildi.
Kan kustu babaları, arşa çıktı feryadu figanları.
Eritir her kalbi bu anlattıklarımın birisi bile,
Eğer varsa sende İslam’dan, imandan bir iz ey insanoğlu.
Ferdi Atuner
Sitemizde sanatçıya ait toplam 6 eser bulunmaktadır. Sanatçının sayfasına gitmek için tıklayın.


Yorumlar
Henüz yorum yapılmamış.