Abdulkerim Tiryaki-Allahın Sabırlı Kulu Hz.Eyyub
Hz. Eyüp Peygamber’in tıkır tıkır giden işleri, ilk kez hayvanlarının peş peşe hastalanmaya başlamasıyla bozuldu. Kısa süre içinde koca sürüden bir tek sıska inek, bir kara keçi kalmadı; hepsi telef oldu. İnsanlar onun bu duruma ne diyeceğini merak ediyor, ağzını yoklayarak ‘Nedir bu başına gelenler?’ diyorlardı. Eyüp Peygamber yüksek ahlakından ödün vermeksizin; ‘Allah verdi, Allah aldı. Her şey O’nun değil mi?’ diyordu. Hayvanlarını kaybetse de sabır ve metanetini kaybetmemişti.
Bela geldiğinde aile ve akrabasıyla gelirmiş. Eyüp Peygamber de bir gün dışarıda işleriyle meşgulken acı bir haber aldı: Ani bir sarsıntıyla evleri yıkılmış, tüm çocukları göçük altında kalmıştı. Yıkıntıdan sağ kurtulan yalnızca karısıydı. Gözleri evlat acısından kanlı yaşlarla doldu ama ‘Sabır’ dedi. Çocuklarını kaybetti ama sabrını ve metanetini kaybetmedi.
Vücudunda yaralar çıkmaya başladı. Küçük çıbanlar gün geçtikçe büyüdü, bütün vücuduna yayıldı. Hekimlere gitti, ilaçları kullandı ama nafile. Yaralar iyileşeceği yerde azıyordu. Hastalığı arttı. Artık çalışamadığı için elde avuçta ne varsa hepsini tüketti. Karısı ona bakıyor, evi geçindirmeye çalışıyordu. Yaraları çok fenalaştı; hastalığının bulaşıcı olması ihtimaline karşı kimse onun yanına yaklaşmak istemiyordu. Yapayalnız kalmıştı.
Acı ve ıstıraplar içindeydi. Allah’a dua etmeye ve O’ndan sabır istemeye devam etti. Ama artık bırak vücudunu hareket ettirmeyi, dudaklarını kıpırdatacak takati kalmamıştı. Bir insanın başına gelebilecek her türlü felaket ve musibet onun başına gelmişti. Oysa tıpkı sağlıklı ve varlıklı günlerinde olduğu gibi Allah’tan uzaklaşmamış, O’na olan bağlılık ve güvenini kaybetmemişti. İmtihanını başarıyla geçmiş ve insanlara örnek bir kul olmuştu.
Eyüp Peygamber sağlığını kaybetti ama sabır ve metanetini kaybetmedi. Hastalığının şiddetlendiği bir anda: ‘Ey Rabbim, halim Sana malumdur. Adını anamayacak kadar hastayım. Ey şifa veren, şifana muhtacım. Bana gerçekten bir hastalık isabet etti, Sen merhamet edenlerin en merhametlisisin’ diye dua etti.
Yüce Allah kulundan hoşnuttu; elçisinin makamını katında daha da yüceltti. Ona ‘Ayağını yere vur’ diye vahyetti. O da güçlükle ayağını kaldırıp indirdi. Ayağını indirdiği yerden berrak bir su kaynamaya başladı. O suyla yaralarını temizledi, yaralar kısa sürede kuruyup kayboldu. Sudan doyasıya içti, içindeki dertler şifa buldu.
Eyyüb Aleyhisselam hastalanmadan önceki sağlığına tez zamanda kavuştu. Sağlığının yanında servetini de yeniden kazandı. Böylece o, refah ve sağlık içindeyken Allah’ı unutmadığı gibi, yoksul ve hastayken de O’na küsmedi, isyan etmedi.
Vücudunun her bir zerresini kaplayan hastalıklar diline kadar varınca, ona inananlardan bazıları ‘Bu nasıl peygamber? Allah dostunu bu kadar hasta eylemez’ diyerek ona inanmayı da bırakmışlardı. Ama o hak yolundan dönmemiş, şükretmeye ve sabretmeye devam etmişti. Sonunda Allah’ın sadık ve sabırlı kulu olarak tarihe geçti.
Sabrın sonunda Allah’la selamlaşmak, rahmet ve ihsan vardır.”
Abdulkerim Tiryaki
Sitemizde sanatçıya ait toplam 43 eser bulunmaktadır. Sanatçının sayfasına gitmek için tıklayın.


Yorumlar
Henüz yorum yapılmamış.