Abdullah Tamamlar-Dürru Meknun Kasidesi
İMÂM EBÛ HANÎFE (rh.a.)’NİN “DÜRR-U MEKNÛN KASİDESİ” TERCÜMESİ
يَا سَيِّدَ السَّادَاتِ جِئْتُكَ قَاصِدًا
أَرْجُو رِضَاكَ وَاَحْتَمِي بِحِمَاكَا
1-Ya Seyidessadati ci’tüke kasiden Ercu Rıdake ve ehtemi bi himake
Ey efendiler Efendisi! Himayene sığınarak, rızana kavuşmak maksadıyla huzuruna geldim.
Ey Efendiler Efendisi! Kasıt, ve azimle geldim sana, Rızânı umarak koruna sığınıp, girdim korumana!
وَاللّٰهِ يَا خَيْرَ الْخَلَائِقِ اِنَّ لِى
قَلْبًا مَشُوقًا لَا يَرُومُ سِوَاكَا
2-Vallahi ya hayral halaikı inne li kalben meşûkan la yerûmu sıvake
Yaratılmışların en hayırlısı yemin olsun ki, Zât’ına âşık olan ve başkasını istemeyen bir kalbim vardır.
Vallâhi ey halkın en hayırlısı! Şüphesiz vardır benim, Senden gayrini istemeyen, şevk dolu bir kalbim!
وَبِحَقِّ جَاهِكَ إِنَّنِى بِكَ مُغْرَمٌ
وَاللهُ يَعْلَمُ أَنَّنِى أَهْوَاكَا
3-Ve bihakki caheke inneni bike muğremu Vallahu ya’lemu inneni ehvake
Allah Teâlâ biliyor, makamının hakkı için sana tutkunum ve nefsim bile seni arzuluyor.
Câhın hakkı için, gerçekten ben sana tutkunum, Allah biliyor ki, muhakkak ben sana meftûnum!
أَنْتَ الَّذِى لَوْلَاكَ مَا خُلِقَ اَمْرُؤٌ
كَلَّا وَلَا خُلِقَ الْوَرَى لَوْلَاكَا
4-Entellezi levlake ma hulika emruun Küllev vela hulikal vera levlake
Efendim! Şayet olmasaydın kâinat bütünüyle varlığa çıkamadığı gibi hiçbir şey de yaratılmayacaktı.
Sensin o ki; sen olmasaydın, hiç kimse yaratılmazdı, Asla! Sen olmasaydın, kâinat da halkolunmazdı.
أَنْتَ الَّذ۪ى مِنْ نُورِكَ الْبَدْرُ اكْتَسٰى
وَالشَّمْسُ مُشْرِقَةٌ بِنُورِ بَهَاكَا
5-Entellezi min nurikel bedruktesa Veşşemsi müşrikatun bi nuri bihake
Efendim! Zâtınla ay nurlara bürünürken, güneş doğacak nurlara sahip oldu.
Sen o zatsın ki; ay, senin nûrundan kisveye büründü,
Güneş de senin güzelliğinin nûruyla parlak göründü!
أَنْتَ الَّذ۪ى لَمَّا رُفِعْتَ إِلَى السَّمَا
بِكَ قَدْ سَمَتْ وَتَزَيَّنَتْ لِسُرَاكَا
6-Entellezi lemma rufi’te ilessema Bike kad semet ve tezeyyenet lisuraka
Efendim! Miraç ettiğinde, ziyaretinle semalar yüceldi ve süslenip değerlendi.
Sen semâya/göğe yükselince O da (Hz. Îsâ el-Mesîh) yükseldi, Ve seni karşılamak için süslendi.
أَنْتَ الَّذ۪ى نَادَاكَ رَبُّكَ مَرْحَبًا
وَلَقَدْ دَعَاكَ لِقُرْبِه۪ وَحَبَاكَا
7-Entellezi nadake rabbuke merhaba Ve lekad deâke likurbihi ve hayyaka
Efendim! Allah Teâlâ, zâtını yakınlığına ve sohbeti selamına çağırarak “Merhaba, Ey Sevgilim” dedi.
Sensin o ki; Rabbin sana: “Merhabâ/Hoş geldin” diye nidâ etti, Ve seni selamlayarak muhakkak ki yakınlığına dâvet etti!
أَنْتَ الَّذ۪ى ف۪ينَا سَأَلْتَ شَفَاعَةٌ
نَادَاكَ رَبُّكَ لَمْ تَكُنْ لِسُوَاكَا
8-Entellezi fina seelte şefaaten Nadake rabbuke lem tekun lissivake
Efendim! Rabbinle aranıza kimsenin girmeyeceği sohbete kavuşmuş iken bizim (ümmetin) için şefaat dilendin.
Sensin o ki bizim hakkımızda şefâat diledin, Rabbinden, kimseye olmayan nidâyı hak ettin!
أَنْتَ الَّذ۪ى لَمَّا تَوَسَّلُ اٰدَمٌ
مِنْ زَلَّةٍ بِكَ فَازَ وَهُوَ أَبَاكَا
9-Entellezi lemma tevessele Âdemu Min zelletin bike faze vehve ebâkâ
Efendim! Âdem aleyhisselâm beşerî yönden baban iken hatasının affına zâtını vesile kıldı.
Sen ki; Âdem (A.s.) ne zaman seninle tevessülde bulundu, Baban olduğu hâlde zellesinden seninle kurtuldu!
وَبِكَ الْخَل۪يلُ دَعَا فَعَادَتْ نَارُهُ
بَرْدًا وَقَدْ خَمِدَتْ بِنُورِ سَنَاكَا
10-Ve bikel halilu dea feâdet naruhu Berden ve kad hamidet binuri senake
Hz. İbrahim Halîlullâh aleyhisselâm ateşe düşerken zatınla duâ ettiğinden, ateş külleşip serinliğe döndü.
Halîl (İbrâhîm) (A.s.) senin hürmetine dua edince, ateşi serine döndü, gerçekten ateş senin parlak nûrunla kül gibi söndü.
وَدَعَاكَ أَيُّوبٌ لِضُرٍّ مَسَّهُ
فَأُز۪يلَ عَنْهُ الْضُرُّ ح۪ينَ دَعَاكَا
11-Ve deâke Eyyubun lidurrin messehu Fe üzîle anhuddurru hine deâke
Eyüb aleyhisselâm başına bela geldiğinde, zâtına dua edince çektiği sıkıntı giderildi.
Eyyûb (A.s.) sana dua etti, başına bela gelince, Hemen zararı giderildi, sana dua edince.
وَبِكَ الْمَس۪يحُ أَتٰى بَش۪يرًا مُخْبِرًا
بِصِفَاتِ حُسْنِكَ مَادِحًا لِعُلَاكَا
12-Ve bikel mesihu eta beşiran muhbira Bisıfâti husnike mâdihan li ulâke
Efendim! Hz. Îsâ aleyhisselâm zâtının güzel sıfatlarını methederek yüceliğini müjdeleyici olarak geldi.
Mesîh (Îsâ) (A.s.) müjdeni getirdi, Güzel sıfatlarınla yüceliğini methetti.
وَكَذَاكَ مُوسٰى لَمْ يَزَلْ مُتَوَسِّلًا
بِكَ فِى الْقِيَامَةِ مُحْتَمٍ بِحِمَاكَا
13-Ve kezake Musa lem yezel mütevessila Bike fil kıyameti muhtemi bihımake
Yine; Mûsâ aleyhisselâm zâtına kopmayacak bağlılığını ve himayeni kıyamete kadar bırakmayacaktır.
Böylece Mûsâ (A.s.) da daima seninle mütevessil, Kıyâmette sana sığınıp senin himâyene dâhil.
وَالْاَنْبِيَآءُ وَكُلُّ خَلْقٍ فِى الْوَرٰى
وَالرُّسْلُ وَالْاَمْلَاكُ تَحْتَ لِوَاكَا
14-Vel enbiyau ve kullu halki filvera Verrusulü vel emlaku tahte livâke
Efendim! Yaratılanların hepsi; nebiler, rasüller ve melekler sancağının (hükmünün) altındadırlar.
Yaratılanların tümü, ve bütün peygamberler,Senin “Livâü’lHamd”inin/sancağının altındadır, Rasûller, ve melekler.
لَكَ مُعْجِزَاتٌ أَعْجَزَتْ كُلَّ الْوَرٰى
وَفَضَآئِلٌ جَلَّتْ فَلَيْسَ تُحَاكَا
15-Leke mucizatun a’cezet küllel vera Ve fedailu cellet feleyse tehake
Yaratılmışları aciz bırakan mucizelerin ve faziletlerin anlatılacak gibi değildir.
Senindir tüm yaratıkları âciz bırakan mû’cizeler, Senindir adedi anlatılamayacak büyük faziletler.
نَطَقَ-تْ-طَعَامٌ-الذَّرَاعُ بِسُمِّه۪ لَكَ مُعْلِنًا
وَالضَّبُّ قَدْ لَبَّاكَ ح۪ينَ أَتَاكَا
16-Netakat taâmuz zerrau bisemmihi leke mu’lina Veddabbu kad lebbake hine etâke
Efendim! Yemek “zehirliyim” derken, kertenkele “lebbeyk” sedasıyla huzura geldi.
Yemek zehirli olduğunu söyleyip sana ilân etti, Kertenkele de sana kavuşunca muhakkak telbiye etti.
وَالذِّئْبُ جَآءَكَ وَالْغَزَالَةُ قَدْ أَتَتْ
بِكَ تَسْتَج۪يرُ وَتَحْتَم۪ى بِحِمَاكَا
17-Vezzi’bu caeke vel ğazaletu kad etet Bike testeciru ve tahtemi bihimake
Huzuruna kurt ilticada bulunmak, ceylan himayene sığınmak için koşuşarak geldiler.
Kurt sana geldi, ceylan sana koştu, Sana iltica edip himâyene kavuştu.
وَكَذَا الْوُحُوشُ أَتَتْ إِلَيْكَ وَسَلَّمَتْ
وَشَكَا الْبَع۪يرُ إِلَيْكَ ح۪ينَ رَاٰكَا
18-Ve kezel vuhuşu etet ileyke ve sellemet Ve şekel baîru ileyke hine nâkâ
Yine huzuruna vahşi hayvanlar gelip selam verdiler. Zât’ını görünce deve de (sahibini) şikayet edebildi.
Yine böylece vahşi hayvanlar sana gelip selâm etti, Deve de seni görünce huzuruna koşup şikâyet etti.
وَدَعَوْتَ أَشْجَارًا أَتَتْكَ مُط۪يعَةً
وَسَعَتْ إِلَيْكَ مُج۪يبَةً لِنِدَاكَا
19-Ve deavte eşcaran etetke mutiaten Ve seat ileyke mucibeten linidake
Ağaçlar, davet ettiğinde isteyerek ve koşarak çağrına icabet ettiler.
Ağaçları davet ettin, sana geldiler itaat ederek, Hepsi de sana koştular, nidâna icâbet ederek.
وَالْمَآءُ فَاضَ بِرَاحَتَيْكَ وَسَبَّحَتْ
صُمُّ الْحَصٰى بِاْلَفْضِل ف۪ى يُمْنَاكَا
20- Vel mau fâda birâhatike ve sebbehat sammül hasa bilfadli fi yümnake
Sular elinden coşup taşarken, tuttuğun çakıl taşları faziletinden tesbihe başladılar.
Sular taştı bolca senin ellerinde, Nice taş tesbih etti, o sağ elinde.
وَعَلَيْكَ ظَلَّلَتُ الْغَمَامَةُ فِى الْوَرٰى
وَالْجِذْعُ حَنَّ إِلٰى كَر۪يمِ لِقَاكَا
21-Ve aleyke zaleltil ğamametü fil vera Vel ciz’u hine ila kerimu likake
Bu âlemde bulut yalnız Zâtını gölgelerken, (dayandığın) hurma kütüğü kavuşmak arzusuyla inlemişti.
Âlem içinde bir parça bulut seni gölgeledi, hurma dalı da, senin kıymetli likana özlem çekti.
وَكَذَاكَ لَا أَثَرٌ لِمُش۪يكَ فِى الثَّرٰى
وَالصَّخْرُ قَدْ غَاصَتْ بِه۪ قَدَمَاكَا
22-Vekezake la eseru limeşyike fissera vessahru kad kaset bihi kademake
Efendim! Yumuşak toprak (kum) izini göstermezken, katı taşta ayakların batarak iz tutardı.
Yürüme izin çıkmazdı, yumuşak toprakta, ayakların batarak iz yapardı sert taşta.
وَشَفَيْتَ ذَا الْعَاهَات مِنْ أَمْرَاضِه۪
وَمَلَاْتَ كُلَّ الْاَرْضِ مِنْ جَدْوَاكَا
23-Ve şefeyte zel âhâti min emrazihi Ve mele’te küllel erdi min cedvake
Dertlilerin hastalıkları şifa bulur, yeryüzü cömertliğine gark olurdu.
Hastalara dertlerinden şifâ verdin, tüm yeryüzünü ihsânına gark ettin.
وَرَدَدْتَ عَيْنَ قَتَادَةَ بَعْدَ الْعَمٰى
وَابْنَ الْحُصَيْنِ شَفَيْتَهُ بِشِفَاكَا
24-Ve radedte ayne katâdete ba’del amâ Vebnel husayni şefeytehu bişifake
Ebû Katâde’nin körleşen gözünü iade edip, İbni Husayn’ı şifanla (hususi tükürüğünle) iyileştirdin.
A’mâ/kör olan Katâde (R.a.)’nin gözünü iâde ettin, İbn Husayn’a da devan ile sen şifâ verdin.
وَكَذَا خُبَيْبًا وَابْنَ غَفْرَا بَعْدَ مَا
جَرُحَاشَفَيْتَهُمَا بِلَمْسِ يَدَاكَا
25-Vekeza Hubeybu vebne Afra badema Cürriha şefeytehuma bilemsi yedake
Efendim! Hubeyb ve İbnü Afra ölüm yaraları aldıktan sonra ellerinin bir dokunuşuyla şifa buldu.
Hubeyb, ve İbni Afrâ yaralandıktan sonra, Sen onlara şifâ verdin elinin dokunmasıyla.
وَعَلِىٌّ مِنْ رَمَدٍ بِه۪ دَاوَيْــتَــهُ
ف۪ى خَــيْــبَــرَ فَشَفٰى بِط۪يبِ لَمَاكَا
26-Ve Aliyyun min ramedin bihi daveytehu Fi hayberin ve şufi bitabibi lemake
Hayber’de Ali’nin göz ağrısına temiz tükürüğün şifa vermişti.
Ali’ye devâ verdin Hayber’de göz derdinden, o hemen şifâ buldu senin temiz tükürüğünden.
وَسَأَلْتَ رَبَّكَ ف۪ى إِبْنِ جَب۪يرٍ بَعْدَمَا
أَنْ مَاتَ أَحْيَاهُ وَقَدْ أَرْضَاكَا
27-Ve seelte rabbeke fi ibni cabirin ba’dema En mate ehyahu ve kad erdake
Efendim! İstediğinde Rabbin razı olman için ölmüş İbni Cabir’in oğullarını diriltti.
Rabbinden istedin vaktâ ki Câbir (R.a.)’in oğlu vefat etti, ölümünden sonra dirilterek Rabbin seni râzı etti.
وَمَسَسْتَ شَاةً لِاُمِّ مَعْبَدَ بَعْدَمَا
نَشَفَتْ فَدَرَّتْ مِنْ شِفَا رُقْيَاكَا
28- Ve meseste şaten liümmi ma’bedin ba’dema neşefet federret min şifa rukyake
Ümmü Ma’bed’in süt veremez koyunu şifâlı okumanla sütleri akar oldu.
Dokundun, Ümm-ü Ma’bed’in sütten kesilmiş koyununa, hemen süt dolup aktı, dayanamadı şifâlı okumana.
وَدَعوْتَ عَامَ الْقَحْطِ رَبُّكَ مُقْلِنًا
فَانْحَلَّ قَطْرَةَ السُّحُبِ ح۪ينَ دَعَاكَا
29-Ve deavte amel kahtı rabbüke muklina Feen halle katratessuhbi hine deake
Kıtlık yılında Rabbine sesli duâ ederek (elini açtığın) zaman gök ağıp yağmur taneleri sağnak şekilde boşaldı.
Sendin, açıkça dua eden o kıtlık senesi, duan üzere boşaldı hemen bulut tanesi.
فَدَعَوْتَ كُلَّ الْخَلْقِ فَانْقَادُوا إِلٰى
دَعْوَاتِكَ طَوْعًا سَامِع۪ينَ نِدَاكَا
30-Ve deavte küllel halkı fenkadu ve ila Da’vatike tav’an samiîne nidake
Efendim! Mahlûkatı çağırdığın zaman “işittik ve severek itaat ettik” diyerek boyun eğdiler.
Tüm halkı davana çağırdın, hemen boyun eğdiler, seve seve hepsi birden nidânı dinlediler.
وَخَفَضْتُ د۪ينَ الْكُفْرِ يَا عَلَمَ الْهُدٰى
وَرَفَعْتُ د۪ينَكَ فَاسْتَقَامَ هَنَاكَا
31-Ve hafezte dinel küfri ya alemel hüda Verafa’te dineke festekâme hünâke
Ey âlemi Hüda! Küfrü yerle bir edip, dosdoğru dinin İslâm’ı yücelere çıkardın.
Ey hidâyet alemi/bayrağı! Küfür dînini alçak ettin, İşte O makamda doğruca dînini yücelttin.
أَعْدَاكَ عَادُ وَفِى الْقَلْبِ بِحَم۪يمِهِمْ
طُرًّا وَقَدْ حُرِبُوا لِرِضًا بِجَفَاكَا
32-A’dâke adüvve fi kalibi bicemiıhim turran ve kad hurubur rida bicefake
Rızândan mahrum düşmanlarının hepsi ettikleri eziyetleri ile Kalib Kuyusu’na sara tutmuş ölüler gibi tıkıldılar.
Tüm düşmanların Kalîb’de ölülere döndüler, Sana eziyetleri yüzünden rızâdan mahrûm edildiler.
ف۪ى يَوْمِ بَدْرٍ قَدْ أَتَتْكَ مَلٰٓائِكٌ
مِنْ عِنْدِ رَبِّكَ قَاتَلَتْ أَعَدَاكَا
33-Fi yevmi bedrin kad etetke melaikün Min indi rabbike katelet a’dâke
Bedir günü, Rabbin katından gelen melekler düşmanlarını öldürdüler.
Bedir günü gerçekten melekler sana geldi, Rabbin tarafından düşmanlarınla cihâd etti.
وَالْفَتْحُ جَآءَكَ بَعْدَ فَتْحِكَ مَكَّةً
وَالنَّصْرُ فِى الْاَحْزَابِ قَدْ وَافَاكَا
34-Velfethu caeke ba’de yevme fethike Mekketen Vennasru fil ehzabi kad vafake
İsteyince Mekke’yi fethettiğin gün, fetih kapılarını açan Rabbin, Ahzab (Hendek) savaşında ummadığın yerden yardım etti.
Mekke’yi fethettiğin gün, Fetih geldi sana, Hendek’te de o yardım kesin ulaştı sana.
هُودٌ وَيُونُسُ مِنْ بَهَاكَ تَجْمَلَا
وَجَمَالُ يُوسُفَ مِنْ ضِيَآءِ سَنَاكَا
35-Hudun ve Yunusu min behake tecemmela Ve cemalu Yusufe min ziyai senake
Hûd ve Yunus (aleyhisselâm) zâtının kıymetiyle iyiliğe ererken, Yusuf da güzelliğini nurunun parıltısından aldı.
Hûd, ve Yûnus’un güzelliği hep senin behândan, Yûsuf’un cemâli de senin nûrunun parlaklığından.
قَدْ فُقْتَ يَا طٰهٰ جَم۪يعَ الْاَنْبِيَا
طُرًّا فَسُبْحَانَ الَّذ۪ى أَسْرَاكَا
36-Kad fukte ya Taha cemial enbiya Turran fesubhanellezi esrake
Ey Tâhâ! ‘Sübhanellezi Esrâ’ sırrına ererek, bütün enbiyadan üstün oldun.
Cemi’i enbiyâdan üstün oldun sen ey Tâhâ! Tesbih olsun seni mi’raca götüren sübhana!
وَاللّٰهُ يَا يَاس۪ينُ مِثْلُكُ لَمْ يَكُنْ
فِى الْعَالَم۪ينَ وَحَقِّ مَنْ نَبَّاكَا-مَنَاكَا
37-Vellahi ya yasin mislüke lem yekun Fil alemine ve hakkı men nebbaken menake
Ey YâSîn yemin olsun ki! Zâtını nebi seçen Allah hakkı için, âlemlerde bir benzerin yoktur.
Vallâhi âlemler içinde yoktur senin mislin, Seni Peygamber edenin hakkı için ey Yâsîn!
عَنْ وَصْفِكَ الشُّعَرَآءُ يَا مُدَّثِّرٌ
عَجَزُوا وَكَلُوا عَنْ صِفَاتِ عُلَاكَا
38-An vasfikeş şuarau ya müddesir Acezû vekellû min sıfatu ulâke
Ey Müddesir! Şairler sıfatlarını ve yüceliğini vasfetmekten aciz ve yorgundurlar.
Tarifine çok çalışarak şâirler ey Müddessir! Senin üstün sıfatlarından yorgun, ve acizdir!
إِنْج۪يلُ ع۪يسٰى قَدْ أَتٰى بِكَ مُخْبِرًا
وَكَذَا الْكِتَابُ أَتٰى بِمَدْحِ حُلَاكَا
39-İncilu İsa kad eta bike muhbiran Ve kezel kitabu eta bi mehdi hulake
İsa’nın İncil’i geleceğini haber vermek, kitabımız Kur’an güzelliğini (hilyeni) övmek için geldi.
Îsâ (A.s.)’nın İncil’i kesin seni bildirmek üzere geldi, O Kur’ân da senin güzel hilyelerini medhe geldi!
مَاذَا يَقُولُ الْمَادِ حُونَ وَمَا عَتٰى
أَنْ يَجْمَعَ الْكُتَّابَ مِنْ مَعْنَاكَا
40-Maza yekulul madihune vema ata En yecmeal küttabü min ma’nâke
Ey Efendim! Şanına layık manalar hakkında medhediciler ne diyebilir, yazarlar toplanıp ne yazabilirler.
Methedenler seninle ilgili neler söyleyebilir? Ne de kâtipler senin mânânı cem’e yaklaşabilir?
وَاللٰهُ لَوْ اَنَّ الْبِحَارَ مِدَادُهُمْ
وَالْغَشْبُ اَقْلَامٌ جُعِلْنَ لِذَاكَا
41-Vallahi lev ennel bihara midaduhum Vel ğaş’bu eklamun cuilne lizâke
Allah Teâlâ’ya yemin olsun ki, methetmede denizler mürekkepleri, ağaçlar da kalemleri olsa,
Vallâhi eğer denizler olsa mürekkepleri, buna tahsis edilen dallar da kalemleri!
لَمْ يَقْدِرِ الثَّقَلَانِ يَجْمَعُ لَذْرَةً
اَبَدًا وَمَااسْطَعُوالَهُ اِدْرَاكَا
42-Lem yakdirissekalani yecmeu nedraten Ebeden vemestau lehu idrake
İnsanlar ve cinler toplansa, Zat’ını kavramaya idrakleri erişemeyeceği gibi nadir (vasıflarını) toplamaya da ebedî güçleri yetmeyecektir.
İns-ü cin kâdir olamaz cemetmeye azıcık bir şeyi, Ve ebediyyen güç yetiremez kavramaya idrakleri!
لِى فِيكَ قَلْبٌ مُغْرَمٌ يَا سَيِّدِى
وَحَشَاشَةٌ مَحْشُوَةٌ بِهَوَاكَا
43-Lî fîke kalbün muğramün ya seyyidi Ve haşâşetun mahşuvvetun bihevake
Ey Efendim! Sana âşık kalbim, sana tutkun ve arzunla kuşatılmış bir nefsim var.
Ey Efendim! Sana karşı kalbim çok tutkun, Senin aşkınla rûh kalıntım bile dopdolgun!
فَإِذَا سَكَتُ فَف۪يكَ صَمْت۪ى كُلُّهُ
وَإِذَا نْطَقْتُ فَمَادِحًا عُلُيَاكَا
44-Ve iza sekettu fefike samti kulluh Ve izantaktu femâdihan ulyake
Suskunluğum hep Seninle dolu, konuştuğum zamanda hep yüceliğini övmekteyim.
Tüm sükûtum, seninledir, sustuğumda, yüceliğini methederim, konuştuğumda!
وَإِذَا سَمِعْتُ فَعَنْكَ قَوْلًا طَيِّبًا
وَإِذَا نَظَرْتُ فَمَآ أَرٰٓى إِلَّاكَا
45-Ve iza semi’tu feanke kavlen tayyiben Ve iza nazartu fema era illake
Her zaman Zâtından tatlı güzel sözler işittim. Bakışlarım da ancak Seni görmek istemektedir.
Her zaman işitirim, hoş sözü, ancak senden, Baktığımda ise, görmem başkasını senden!
يَا مَالِك۪ى كُنْ شَافِع۪ى ف۪ى فَاقَت۪ى
إِنّ۪ى فَق۪يرٌفِى الْوَرٰى لِغِنَاكَا
46-Ya maliki kün şafi’i min fâkati inni fekîrun fil vera liğınake
Ey sahibim! İhtiyaç âleminde zenginliğine muhtaç olan bu fakirine, darlık zamanımda şefaatçim olmanı (niyaz ediyorum).
Ey Sahibim! Darlıktan kurtuluşum için muhtacım şefâatine, ben Âlemler içinde, muhtacım, ancak senin zenginliğine!
يَا أَكْرَمَ الثَّقَلَيْنِ يَا كَنْزَ الْوَرَى
جُدْ ل۪ى بِجُودِكَ وَأَرْضِن۪ى بِرِضَاكَا
47-Ya ekrames sekaleyni ya kenzel vera Cud li bicudike verdînî birıdake
Ey insanlar ve cinlerin en keremlisi, ey yaratılmışların bütün üstünlüklerini kendinde toplayan Efendim! Bana cömertliğinden kerem ettiğin gibi kendi rızanla da benden razı ol.
Ey ins-ü cinin en keremlisi, yâ Kenze’l-Verâ! Rızan ile râzı ol, sehavetinle cömert davran bana!
أَنَا طَامِعٌ بِالْجُودِ مِنْكَ وَلَمْ يَكُنْ
لِاَب۪ى حَن۪يفَةَ فِى الْاَنَامِ سِوَاكَا
48-Ene tâmiun bilcudi minke velem yekun Li Ebi Hanifete fil enami sivake
Ben Senin cömertliğine tamah ediciyim, zira Ebu Hanife’nin, kâinat içinde Senden başka kimsesi yoktur.
Ben çok ümitliyim senden gelecek cömertliğe, âlem içinde senden gayrı yok Ebû Hanîfe’ye!
فَعَسَاكَ تَشْفَعُ ف۪يهِ عِنْدَ حِسَابِه۪
فَلَقَدْ غَدَا مُتَمَسِّكًا بِعُرَاكَا
49-Feaâke teşfeu fihi ınde hısabih felekad gada mütemesseken biurake
Hesap günü, umulur ki şefâat edersin sen ona, Elbette sıkıca sarılmıştır senin sağlam kulpuna!
فَلَأَنْتَ أَكْرَمُ شَافِعٍ وَمُشَفَّعٍ
وَمَنِ الْتَجٰى بِحِمَاكَ نَالَ رِضَاكَا
50-Fel ente ekramu şafiın müşeffeın vemenil teca bihımake nale rıdake
Elbette sen şefâatı makbûl olanların ekremisin korunan sığınan senin himâye, ve korumana ersin.
-و-فَاجْعَلْ قِرَاىَ شَفَاعَةٍ ل۪ى ف۪ى غَدٍ
فَعَسٰى أَرٰى فِى الْحَشْرِ تَحْتَ لِوَاكَا
51-Fec’al kıraye şefaatin li fi ğadin feasa era fil haşri tahte livake.
Azığımı bana edeceğin şefâat yap, yarınımda, ola ki senin sancağının altında olurum haşırda!
صَلّٰى عَلَيْكَ اللّٰهُ يَا عَلَمَ الْهُدٰى
مَا حَنَّ مُشْتَاقٌ إِلٰى مَثْوَاكَا
52-Sallu aleykellahu ya alemel Huda mah anne Müştakun ila mesvake
Ey hidayet sancağı! Allah sana salât eyleye, Aşıklar özlem çektikçe, makamına gelmeye!
وَعَلٰى صَحَابَتِكَ الْكِرَامِ جَم۪يعِهِمْ
وَالتَّابِع۪ينَ وَكُلِّ مَنْ وَالَاكَا.
53-Ve ala sahabetikel kirami cemiıhim vettabiıne ve külli men valake
Ol salât, kıymetli ashâbının da cemisine, Tâbi’înle sana dostluk edenlerin hepsine!
Kasidenin Ortaya Çıkış Kıssası
İmam-ı Azam Ebû Hanîfe, Medine-i Münevvere’de Peygamber Efendimiz’in (s.a.v.) kabrini (Ravza-i Mutahhara) ziyaret ederken içinden gelen büyük bir muhabbetle bu kasideyi kimsenin duymayacağı bir şekilde mırıldanarak okur. Ziyaret sonrasında Medine müezzininin minareden bu kasideyi okuduğunu duyunca şaşırır ve müezzine bunu nereden öğrendiğini sorar. Müezzin, kendisini tanımadığı İmam-ı Azam’a: “Rüyamda Resûlullah (s.a.v.) bana bu kasideyi okudu, ezberletti ve minarelerden okumamı istedi.” der. Bu mucizevi olay karşısında İmam-ı Azam gözyaşlarına boğulur.
Belirtilen Faziletleri ve Sırları
Şemsü’l-Eimme el-Hulvânî’nin rüyasında İbn Abbas’tan naklettiği ve Bağdat’taki kâmil bir mürşidin de onayladığı belirtilen bazı faziletler şunlardır:
Korunma: Okuyana ve bulunduğu mekâna kaza, bela, afet, büyü ve veba gibi bulaşıcı hastalıklar uğramaz. Aniden gelen ölümden emin olunur.
Manevi Huzur ve Af: Devam edenlerin gönlü sevinçle dolar, günahları bağışlanır ve amelleri makbul olur.
Duaların Kabulü: Her ne dilek için 7 gün ara vermeden okunursa o istek gerçekleşir. Kasidenin ardından yapılan dualar kabul görür.
Son Nefeste İman ve Bereket: Sadakatle okuyana son nefeste iman nasip olur, ihlasla devam eden kişi fakirlik görmez.
Peygamber Efendimiz’i Rüyada Görmek: Resûlullah (s.a.v.) Efendimiz’i görmek niyetiyle okunursa rüyada görmeye vesile olur.
Okuma Adabı
Kasidenin abdestli bir şekilde, kıbleye dönerek; önce 1 Fatiha, 3 İhlas ve 11 Salavat okuyup başta Peygamber Efendimiz (s.a.v.) olmak üzere sahabelerin ve İmam-ı Azam’ın ruhuna hediye edilerek okunması tavsiye edilmektedir.
Metnin devamında ise kasidenin Arapça okunuşu (transkripsiyonu) ile Peygamber Efendimiz’in (s.a.v.) mucizelerini, yüceliğini ve ona duyulan derin aşkı anlatan Türkçe anlamı yer almaktadır.
İmâm Nesefî (Rh.a.)‘a âit «Tuhfe» isimli eserde zikredildiği üzere; Şemsü’l Eimme İmâm Hulvânî (Rh.a.)‘dan şöyle nakledilmiştir:
“Vakıa (rüya)mda İbni Abbâs (R.a.) buyurdu ki: Müctehidlerin sultanı, Rahman Te’âlâ’nın dostu Ebû Hanîfe Nu’man ibni Sâbit (Rh.a.), Resul-ü Ekrem, ve Nebiyy-i Muhterem (S.a.v.) Efendimiz Hazretleri’ni mübârek Ravza-ı Mutahhara’da bir kaside ile medh eylemiştir ki bu kasideye: «Dürr-u Meknûn/Saklı İnci» ismi verilmiştir.
Bu kasîdenin bir takım fazîlet, ve havassı vardır:
1- Her sabah-akşam mukaddes Ravza’nın hizmetçileri olan melekler, ve Kerûbiyân (Kürsi’yi tavaf eden melekler) bu kasîde-i şerîfeyi sabah-akşam kıraat ederler (okurlar).
2- Bu kasîdeyi okumaya devam edenlere âfetler, kaza, ve belâlar vurmaz.
3- Düşmanlarını sevindirecek bir kötülükle karşılaşmazlar.
4- Mevt-i füc’e (âni ölüm)den emîn olurlar.
5- Bulunduğu eve ocağa tâun (veba) gibi bulaşıcı hastalıklar girmez.
6- Okuyana, ve bulunan yere sihir kâr etmez (büyü işlemez).
7- Müdâvimlerinin gönlü sevinç, ve ferahla dolar.
8- Günahları mağfur olur (bağışlanır).
9- Her ne murad için yedi gün birbiri peşine müdavemet olunsa (ara vermeden devam eidlirse) murad hasıl olur (istenen şey gerçekleşir).
İşte İbn Abbâs (R.a.) bana bunları anlatmıştı ki, ben uyandım. O zamana kadar bu kasideden haberdâr olmadığım için Mekke-i Mükerreme, ve Medîne-i Münevvere’de aradım. Akıbet, Bağdat’ta kâmil bir şeyhin yanında buldum. O şeyh-i kâmil de duyulmamış diğer bazı özelliklerini bana nakletti.
1- Sadâkatle okuyana son nefeste îmân nasip olur.
2- İhlâsla okumaya devam eden hiç fakirlik görmez.
3- Şevk ile kıraatine devam edene kem göz, ve nazar isâbet etmez.
4- Hâlisâne okuyana mekir, hile, ve tuzak işlemez.
5- Bir memlekete genel bir felâket isabet etse, bu kasîde hâlisâne okununca Allah-ü Teâlâ onu defeder.
6- Okuyan kişinin bütün amelleri makbul olur.
7- Kasîdenin akabinde yapılan her dua kabul olur.
Ömrüm oldukça ben de onu okumaya müdâvemet edeceğimi nezrettim (adadım).”
Abdullah Tamamlar
Sitemizde sanatçıya ait toplam 50 eser bulunmaktadır. Sanatçının sayfasına gitmek için tıklayın.


Yorumlar
Henüz yorum yapılmamış.